GÜNDEM

1 mayıs açıklamalar adana alibeyköy almanya altınşehir amed amerika anadolu anadolu alevi hareketi anadolu federasyonu anadolu kültür merkezi ankara antakya antalya antep anti-emperyalist cephe armutlu armutlu haber ataşehir avcılar avrupa avusturya bağcılar bahçelievler bakırköy basın emekçileri meclisi bayrampaşa belçika belgesel beşiktaş beykoz boğaziçi bulgaristan bursa cephe milisleri çağlayan çanakkale çayan çayan mahallesi çekmece çerkezköy dağevleri denizli dersim dev-genç devrimci alevi hareketi devrimci işçi hareketi dhkc dhkc gerilla direnişler diyarbakır doğançay duyurular dünya düzce elazığ emekli meclisi esenyurt eskişehir festival filistin filmler FOSEM Fransa galatasaray gazi Gebze gençlik gerilla giresun gözaltı grup yorum gülsuyu gülsuyu gülensu gündoğdu hacı ahmet Hacıahmet hacıhüsrev halk bahçesi halk cephesi halk meclisi halkın hukuk bürosu halkın mühendis mimarları hasan ferit gedik hasköy hatay hindistan hollanda Isparta idil halk tiyatrosu idil kültür merkezi ikitelli ingiltere İngiltere istanbul isveç isviçre İsviçre işçi meclisi italya izmir kadıköy kampanyalar kamu emekçileri cephesi karadeniz kartal kazova kazova bülten kınık kıraç kocaeli kore kurslar kuruçeşme küba küçükçekmece kültür sanat kütahya lubnan malatya maltepe Maraş mardin Mektuplarımızla Tecriti Kıralım mersin muğla Muharrem Karataş munzur nurtepe okmeydanı ortaköy ömürtepe örnektepe piknik Polonya radyo röportajlar sakarya samsun sanat meclisi sarıgazi sesli okuma Sevgi Erdoğan Vefa Evi siirt silivri silvan sinop spor suriye sümerler şiir şiirler şişli taksim tavır dergisi TAYAD tekirdağ tiyatro Tokat trabzon tuzla türkiye UTMP videolar wan yalova yenibosna yeşilkent yunanistan yürüyüş dergisi Zürich



19 Temmuz Pazar günü Frankfurt şehir merkezinde yapacağımız yürüyüş ve miting için Marburg’ta afiş yapıldı.
Ölüm orucunda olan devrimci tutsaklar ve Halkın avukatları için yapacağım yürüyüşe tüm dostlarımızı davet ediyoruz.
Ebru Timtik Aytaç Ünsal Yalnız Değildir!
Didem Akman Özgür Karakaya Yalnız Değildir!
Devrimci Tutsaklar Onurumuzdur





Yunanistan Özür Tutsakları, 13 Temmuz 2020 Pazartesi günü, toplu olarak İçişleri Bakanlığına ve Adalet Bakanlığına faks çekme eylemi gerçekleştirdi.
Çekilen fakslarla adalet talebiyle ölüm orucunda olan Halkın Avukatları Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal ve Özgür Tutsaklar Didem Akman ve Özgür Karakaya'nın haklı ve meşru taleplerinin derhal kabul edilmesi talep edildi.
Çekilen faksta şöyle denildi:
"Türkiye hapishanelerinde ADALET İÇİN Ölüm Orucunda olan halkın avukatları Av. Ebru Timtik, Av. Aytaç Ünsal ve devrimci tutsaklar Didem Akman ve Özgür Karakaya'nın talepleri kabul edilsin.
Adalet yaşamak için ekmek, su, hava kadar gereklidir. Tutsaklar ADALET İÇİN yaşamlarını ortaya koyuyorsa, bu, ülkemizdeki adaletsizliğin hangi boyutta olduğunu göstermektedir.
Ölüm Oruçları 200'lü günlerine geldi. Her an ölümler yaşanabilir. Yaşanacak ölümlerin sorumlusu başta Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı ve bütün olarak AKP iktidarı olacaktır.
Talepler:
1- Grup Yorum'a konser hakkı tanınsın.
2- Halkın Hukuk Bürosu Avukatlarına adil yargılanma hakkı tanınsın.
3- Ağırlaştırılmış Müebbet Cezası uygulamasına son verilsin.
YAŞASIN HALKIN ADALETİ!"
Halkın Avukatlarını ve Özgür Tutsaklarını yaşatmak bizim ellerimizdedir. Sahiplenme, destek ve dayanışmamıza bağlıdır.
Yaşamak hak, yaşatmak görevdir.
Bu nedenle, herkesi İçişleri Bakanlığına ve Adalet Bakanlığına faks çekmeye, direnişi, direnişçileri ve taleplerini sahiplenmeye, destek ve dayanışmaya çağırıyoruz.
Adalet İstiyoruz, Alacağız!
Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!
Yunanistan Özgür Tutsakları



Türkiye'deki Ölüm Orucu direnişine, direnişçilerin haklı taleplerine, Adalete sahip çıkmak için;
18 Temmuz Cumartesi günü Viyana Stephansplatz'ta düzenlenecek olan Adalet Mitingine tüm devrimci- demokrat- yurtsever dost ve kurumlarımızı davet ediyor, bu onurlu sese güç vermeye çağırıyoruz...
Zaman dar, zamanı lehimize ya da aleyhimize çevirecek olan biziz. Helin, Mustafa, İbrahim'den sonra adalet için artık kimse bu işkence ve zulmü çekmesin.
Adil Yargılama haktır, bu hakkı can pahasına savunan halkın avukatları Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal, devrimci tutsaklar Didem Akman ve Özgür Karakaya Onurumuzdur!
18 Temmuz, Cumartesi, Saat 19.00-20.00 arası
Viyana Stephansplatz



15 Temmuz Çarşamba günü ölüm orucu direnişinin taleplerinin kabul edilmesi için, Selanik’teki Türkiye konsolosluğu önünde eylem. Halk cephesinin hazırladığı 500 adet kuşlama, saat 12.2o de yapıldı. Faşist AKP’nin çıkarları gereği almış olduğu Ayasofya için karar sonrası, oldukça yoğun polis kontrolüne, denetimine rağmen bir biçimde tam konsolosluk önünde kuşlama eylemi gerçekleşti. Kuşlamalarda Yunanca "Faşist Türkiye devleti öldürüyor! 4 ölüm orucu direnişçisinin talepleri kabul edilsin! Helin, Mustafa, İbrahim Ölümsüzdür! Halk Cephesi" yazılıydı. Eylem aşırı polis yoğunluğuna rağmen başarıyla gerçekleştirildi.




Nazan Bozkurt:
15 Temmuz 2016'dan beri ettiğiniz zulümler, buradan arşa yol oldu! Sizin bu ülkeye verdiğiniz zararı, bin darbe olsa hiçbir darbeci veremez! Ülkeyi mahvettiniz!
Darbeden beri bu halka ettiğiniz zulüm, bin yıllarca deccal anlatır gibi anlatılacak. "Senin yatacak yerin yok" der ya halkımız; sizin var. 900 bebeği hapsettiğiniz o hapishanelerde yatacaksınız! İnsanları katlettiğiniz hapishanelerde yatacaksınız siz!





Yunanistan Özgür Tutsakları Türkiye’de sürmekte olan ölüm orucuna destek amaçlı başlattıkları destek açlık grevi direnişinin 15. Gününde.
Tutsakların yollamış olduğu videoda kısaca; Türkiye'de sürmekte olan ölüm orucu direnişi 200'lü günlere yaklaşmakta. Mutlaka yapacağımız bir şeyler vardır. Bu direnişi sahiplenerek büyütelim ve zaferi kazanalım. " denmiştir.
Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!
Direne Direne Kazanacağız!
Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz!
Yunanistan Özgür Tutsakları




Yunanistan Özgür Tutsaklarının başlatmış olduğu destek açlık grevi direnişinin sesi Yunanistan radyolarında yankılanmakta.
Direnişin 13. Günü olan 13 Temmuz günü 105.5 Red Radyo’da direnişçilerimizin Türkiye'deki yoldaşlarımıza destek olma amacıyla başlattığı açlık grevi direnişi anlatıldı.
Tutsak olmamız hiçbir şeyi değiştirmez. Mutlaka yapabileceğimiz bir şeyler var diyerek, Ölüm Orucunda olan Halkın Avukatları Ebru Timtik, Aytaç Ünsal ve Özgür Tutsaklar Didem Akman ve Özgür Karakaya'nın sesini açlığımızla, mektup ve fakslarımızla, elimizdeki tüm imkan ve olanakla duyurma uğraşı içerisindeyiz.
Unutmayalım ki direnişçilerin yaşamları hepimizin ellerinde. Yapacağımız en ufak bir hareket direnişi büyütüp zaferi getirecektir. Gözümüzde büyütmemize lüzum yok. Arkadaşımıza, komşumuza, ailemiz çevremizdeki bir diğer insana bile bu direnişi anlatmak desteğini istemek direnişçilerin yaşamasını sağlamak olacaktır.
Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!
Direne Direne Kazanacağız!
Kahrolsun Faşizm Yaşasın Mücadelemiz!
Yunanistan Özgür Tutsakları


Viyana Mariahilfer caddesinde her hafta Salı gibi bu hafta da ölüm orucu direnişçilerinin resimleri ve sesi sokağa taşındı.
Kilisenin önünde asılan pankartta adalet için açlıklarıyla direnen halkın avukatları Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal ile devrimci tutsaklar Özgür Karakaya ve Didem Akman'ın yanısıra bu direnişte ölümsüzleşen Grup Yorum üyeleri İbrahim Gökçek ve Helin Bölek ile Mustafa Koçak'ın fotoğrafları yer aldı.
Saat 18.00'ta başlayan eylemde Almanca bildirilerle ve konuşmalarla direniş ve Türkiye'de sanatçılar, avukatlar, devrimci tutsakların neden bu kadar büyük bedel ödemeleri gerektiği anlatıldı. Ayrıca bu süreçte ölüm orucundaki meslektaşlarını sahiplenen ve mesleklerine yapılan faşist saldırılara direnen barolar ve ilerici avukatlar anlatıldı.
Bu konuşmalardan, eylemden rahatsız olan provakatif girişimlerde bulunan iki şahıs engel olmaya çalışsalar da cevabını alıp gönderildi. Bu esnada sadece Türkiye'de değil tüm dünyada meydana gelen adaletsizlikler, yoksulluklar ve bu can yakıcı konularda sansür uygulayan burjuva basın da dile getirilerek eylemin amacı vurgulandı. Bu haklı sesin hiçbir şekilde susturulamayacağı belirtilerek, dünyanın nerede olursa olsun zulüm ve adaletsizliklere karşı ırk ve din ayrımı yapmadan kardeşçe bir arada olmak gerektiğini anlatıldı.
Konuşmayı dinleyen bir grup genç ve bazı insanlar alkışlarla ve teşekkür ederek destekledi, provokasyonlar boşa çıkarıldı.
Dünya halkları kardeştir ve ancak güçlerimizi birleştirince yaşanan zulme baş edilebilir.
Ebru, Aytaç, Didem ve Özgür'ün Adil Yargılama talepleri derhal kabul edilmelidir!
Yargıtay halkın avukatlarına karşı verilen hukuksuz cezaları bozmalıdır, adalet sağlamalıdır!




Liseli Dev-Gençliler Alibeyköy de Ölüm Orucu Direnişçisi-Halkın Avukatları Ebru Timtik ve Aytaç Ünsal'ın sesini duyurdular!
Mahallenin çeşitli yerlerine 60 adet halkın avukatlarının talepleri kabul edilsin pullamaları yapıldı!
Ve “Ebru Timtik-Aytaç Ünsal Ölüm Orucunda “yazılamaları yapıldı!
Liselı Dev-Genç





(mektup-2)
Merhaba.
Açlığın koynundan yürek dolusu merhaba, adalete aç yüreğimizden, binlerce kez merhaba.
Ağırlaştırılmış müebbeti son 3-4 yıldır fazlasıyla duydunuz ekranlarda, idam tartışmalarında. Ve duyup geçtiniz belki de. Ağırlaştırılmış müebbet nedir? Hangi koşullarda kalır bu cezayı alan insanlar? Neden uğruna ölme yatacak bir taleptir Ağırlaştırılmışlığın iptali? Bu mektubumda bunu anlatacağım sizlere…
OHAL sonrasıydı, bolca idam tartışmaları yapılıyordu (ki hepsi de kasıtlı ve bilinçli bir yönlendirmenin sonucuydu). Sokaktaki insanlarla röportaj yapıyordu bir muhabir. Bir genç şöyle diyordu: ‘Kapatacaksın tabut gibi bir yere, güneş bile görmeyecekler, böyle geçirsinler ömürlerini, versinler ağırlaştırılmışı…’
İçimin titrediği anlardan biridir. Bu cezayı kime istediğinden bağımsız olarak böyle bir cezalandırma yolunu bir insanın düşünmesidir içimi titreten ki bu düzen değiştiğinde asla düşmanımıza böyle bir ceza vermeyeceğiz. Kendi ahlak ve değer yargılarımızdan ötürü, insan olduğumuz için, insanlığımızı korumak için vermeyeceğiz biz…
Tecriti, insanı nasıl yok ettiğini, yavaş yavaş nasıl öldürdüğünü yıllarca anlattık. Bu uğurda 122 şehit verdik. Hatırlatalım; tecrit bir insanlık suçudur. Bir hapishane müdürünün sözüdür ‘Ağırlaştırılmış, ölümden beter’ diye. Tecritin birkaç kat değil, yüz bin kat halini yaşıyor ağırlaştırılmışlar…
Adalet Bakanlığı sayı vermiyor şu anda kaç kişi var ağırlaştırılmış koşullarında kalan. Ama son davaları da gözettiğimizde 2 bine yakın insan vardır bu cezayı alan. AKP ağırlaştırılmış müebbet cezasını halka karşı silah olarak kullanıyor. Kadın cinayetleri ya da FETÖ davaları zerinden de bu cezayı meşrulaştırıyor. İşte sokaktaki 20 yaşındaki bir genç hevesle bu cezanın verilmesini istiyor. 20 yaşındaki bir genç hevesle işkence etmekten bahsediyor.
Faşizmin hukukuna bir örnektir bu ceza. Halkın vicdanını kanatan olaylarla bir cezalandırma yöntemi meşrulaştırılır. Ve o ceza bütün halka uygulanır. F tipleri ilk açılırken, devrimciler tecritin tüm halka yönelik olduğunu anlattılar. F tipi güzellemesi yapanlar, lüks otellere benzeten kimi gazeteciler 10 yıl sonra o hücrelerle tanıştı ve güzellemeleri isyana döndü. Ağırlaştırılmışlar için de aynı uygulama geçerli. Gezi davasından yargılananlara ağırlaştırılmış istenmesi söylediğimizi kanıtlar. Mustafa Koçak’a da aynı ceza verildi. Onu gibi birçok kişiye de yargılama yapılmadan, delil olmadan, savunmaları dahi alınmadan, bol keseden dağıtıyor AKP’nin cübbeli cellâtları.
Böyle bir ceza, (ağırlaştırılmış müebbet) dünya hukuk tarihinde yok. Yani bir insanı ölene kadar hapishanede tutmaya ve bu süreyi de her turlu işkenceyle (maddi- manevi) sürdürmeye yönelik bir cezalandırma yok. Ağırlaştırılmış müebbet cezası, idamın yerine konulduğu söylenen bir cezadır. İdam, kişinin bedenen öldürülmesidir,  ağırlaştırılmış ise ömür boyu işkence cezasıdır. Hem işkence yapıyorsunuz kişiye, hem de bunu ölene kadar sürdürüyorsunuz. Açayım neden böyle dediğimi…
Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, çektirilen mimari koşullar açısından bir işkencedir. Neden?
Bir insanı 10- 12 m²’lik bir hücreye kilitliyorsunuz. Bunun yarısı zaten sabit eşyalarla doluyor, dolap, yatak, masa… Bunun dışında buzdolabı- televizyon ve kişisel eşyalarınızı da eklerseniz hareket edebileceğiniz birkaç m²’lik bir alan kalıyor size. Yani bir mezarda yaşıyorsunuz. İnsan bedeni harekete göre programlanmış bir bedendir. Ne kadar az kullanırsanız beden o kadar çabuk çürüyor, yaşlanıyor, yoruluyor, hastalanıyor.
Bununla beraber tuvalet- banyosu var içinde. Siz burayı hem tuvalet, hem banyo, hem mutfak, hem lavabo olarak kullanmak zorundasınız. Hijyenik olmamakla beraber havalandırması da olmadığı için, bunların tüm nemi de hücreye doluyor haliyle. Türk Ceza Hukukuna ağırlaştırılmış müebbetlerin nasıl infaz edileceği 2005’te eklendi. Yani 15 yıldır bu ülkenin hukukundaki resmi bir ceza rejimi durumunda.
Bu 15 yıl içinde yapılan kaç hapishanede ağırlaştırılmışlar için mutfak eklendi biliyor musunuz? Sıfır! Hiç yok! Yani bir insana ölene kadar burada kalacaksın diyorsunuz. Sonra da, git tuvalette tabağını yıka diyorsunuz. Bu, basit bir unutkanlık değil. Bu bilinçli bir tercih.
Şu an yağmur yağıyor örneğin sizlere yazarken. Dışarı astığım çamaşırlarımı içeri almak zorunda kaldım. Havalandırmadaki pencereyle benim aramda bir teleferik sistemi yaptım çamaşırlar için. Hani filmlerde Beyoğlu sokaklarında evler arasında görürüsünüz ya çamaşırları, o model. Bunun için idare ip bile vermiyor. Kazaklarımızı söküp, tığla örerek bu ipi yapıyoruz. Neyse… Bu içeri aldığım çamaşırları serebileceğim, kurutabileceğim hiçbir yer yok. Islak çamaşırları banyo kapısının üstüne attım. Şimdi iki tercihle karşı karşıyayım. Ya bu ıslak çamaşırların nemini çekeceğim ciğerlerime, ya da nem olmasın diye pencereyi açacağım ve soğuk algınlığı, nezle, grip, belki de zatürre olacağım.
Demem o ki bir insanı ölene kadar hapishanede tutmak ahlaki de hukuki de değil, bununla beraber mevcut koşullarda ölene kadar tutmak bir işkence metodudur. Devam edeyim neden işkence olduğunu anlatmaya.
Havalandırmaya günde en az 1 saat çıkma hakkımız var. Bu ‘en az’ı birçok hapishane ‘sadece 1 saat’ olarak uyguluyor. Bir belediye başkanı katıldığı tv programında demişti ki ‘belediye başkanlarının bir adam asma, bir de para basma yetkisi yok’… Bunun gibi ağırlaştırılmışlar için de hapishane idarelerinin sadece asma yetkisi yok, bunun dışındaki tüm uygulamalar onların iki dudağının arasında. Kişilerin, idarecilerin keyfine, vicdanına kalmış bir hukuk rejimi olabilir mi? Oluyor!
Ben 4 yıldır, 1 saat havalandırmaya çıkıyorum örneğin. Bulunduğum Şakran Hukuksuzluk Cumhuriyetindeki hapishane yöneticileri burada böyle uygun görüyor. Daha önce kaldığım yerde aşamalı olarak artıp 4 saate kadar çıkarabiliyorduk. Hala kimi hapishanelerde 2-3-4 saat çıkabiliyor tutsaklar. Neye göre, kime göre ayarlanıyor bu? ‘İyi hal’ denilen bir çerçeve kılıf yapılıyor genelde. İyi hal, yasaya göre disiplin cezalarının kaldırılması süreleriyle değerlendiriliyor, ama yasalar tatilde! Benim için disiplin cezan var, iyi halli değilsin diyorlar. Yanımda 3 arkadaşım kalıyor, onların disiplin cezası yok, onlara da önceki yıllarda eylem yaptınız diyorlar. İyi de yasa böyle bir şey demiyor! Bunu idareciler söylüyor. Adlilerin saatini artırın diyoruz, onlar için de ‘ yer yok, kalabalıklar’ diyorlar. İkişerli, üçerli çıkarın yasada bunun yeri var diyoruz. ‘Olmaz, mevzuat’ diyorlar.
(Burada bir ek açıklama yapmak zorundayım: mevzuat denilen, yasa değil! Şakran Hukuksuzluk Cumhuriyetinde, hapishane savcısı ve 1. Mudur Meltem Babaoğlu’nun yazılı olmayan, tamamıyla kendilerine göre işlettikleri, özünde düşman hukukuyla şekillendirilmiş bir yasaklar silsilesi.)
Havalandırma kirlendiği için yıkanıp, temizlenmesi gerekir. Çamaşırlarınızı asmanız gerekir. Sadece havalandırmaya çıktığınızda görebildiğiniz –varsa eğer- arkadaşınızı camdan görebilirsiniz. İnsansınız, konuşmaya, paylaşmaya, sohbet etmeye de ihtiyacınız var. Yürümeye, spor yapmaya ya da temizlik gibi ihtiyaçlarınızı karşılamaya da… Tepe tepe kullanın, 1 saat neyinize yetmiyor diyorlar. Yazın ise bu 1 saat işkenceye dönebiliyor. Neden? Çünkü güneş hücreye girmiyor. Ama güneşe ihtiyacınız var. Isınmak için de sağlık için de güneş görmelisiniz. Eğer güneşin olduğu bir saatte çıkarsanız, sıcakta helak olup hareket edemiyorsunuz. Yürümek isteyip de gölgeli bir saat seçerseniz o zaman güneşsizlikten hasta olursunuz. Yine bir tercih. Ağırlaştırılmışsanız hastalıktan hastalık beğenin, tercih sizin diyorlar.
Yasalar havalandırmaya da birkaç kişi çıkabileceğime hükmediyor. Ama karar idarede elbette. Bize voleybol topu verdiler geçen yıl. Havalandırmada oynarsınız diye… Önce sevindik, havalandırmaya çıkınca gerçek yüzümüze tokat gibi çarpıverdi. Kiminle oynayacağız ki? En azından 1 insan gerekiyor. Top kenarda beklemekten söndü haliyle.
Yani birincisi mevcut yasaların faşizmin yasası olması nedeniyle tanınan haklar zaten oldukça kısıtlı. Bir de bunun uygulanma alanının kontrolü kişilerin, idarecilerin keyfine bırakılınca işkence içinde işkence yaşıyorsunuz. Ve buna hukuki bir kılıf kazandırıldığı için de insanların kabul etmesi bekleniyor.
Yasanın çıkış mantığı tam da insanı sosyal, bedensel ve ruhsal açıdan bir insan müsveddesi haline getirmek üzerinden kurgulanmış.
Bir insan, insan olmaktan nasıl çıkarılır?
1-      İnsanın bedensel olarak ihtiyaç duyduğu olanak, imkan, hareket alanı, araçları vermezseniz, mezar gibi bir alanda güneşsiz, havasız, nemli bir ortamda kabını- kacağını bile tuvalette yıkamaya zorlarsanız insanlıktan çıkar.
2-      İnsanı sosyal olarak ihtiyaç duyduğu olanaklardan yoksun kılarsanız çıkar. Sosyalleşmek için insana ihtiyacınız vardır. Ama tek başınasınız. Sevincinizi paylaşacağınız, üzüldüğünüzde omzunda ağlayacağınız bir arkadaşınız yok.  Sohbet edebileceğiniz kimse yok. Hastaysanız bir çorba, su vereniniz yok.
3-      İnsansızlık kişinin ruhsal dünyasında da, beyninde de, bedensel olarak da kişiye en büyük zararı veren şeylerin başında geliyor. Her şeyi kendi içinizde yaşamak zorunda kaldığınız için duygu dünyanız dengesizleşiyor bir sure sonra. Paylaşmaktan uzak kaldığınız için insanlara mesafe koyuyorsunuz, insanlarla ilişki kuramıyorsunuz. Konuşmada bile zorluk yaşayanlar var. Bir nevi konuşmayı unutmak gibi, kendini ifade edemiyor, kelimeler dilinizde dolanıyor, anlamsız cümleler kuruyorsunuz. Bu psikoloji içinde olan insanda haliyle her türlü hastalık da çıkıyor. İntihara kadar varabiliyor.
4-      Bazen de çok basit bir dikkatsizlik ya da hastalık ölmene neden oluyor. Basit bir baş dönmesiyle yere düşseniz, yanınızda bir arkadaşınız olduğunda görüp yardım edebilir. Ama teksen bu baygınlık uzun sürdüğü için ölebilirsiniz. Bir kalp krizi geçirseniz, banyoda ayağınız kaysa başınız taşa değse, sizin yokluğunuzu duyacak kimse olmadığı için ölürsünüz. Ve bu şekilde yaşamını yitiren birçok tutsak var. Yaşamak için, hasta olmak, dikkatsiz davranmak lüksünüz yok. Koşullar sizi hasta ederken, siz olmamak için de direnmek zorundasınız.
Son yıllarda herkese o kadar çok ağırlaştırılmış müebbet cezası veriliyor ki, hapishanelerde ağırlaştırılmışları koyacak hücreler bile yok. Bu nedenle hücre cezalarının infazının yapıldığı hücrelere konuluyor ağırlaştırılmışlar.
Size kaldığım hapishanede yaşadığım ve tanık olduğum kimi olayları da anlatayım. Kafanızda somutlanması açısından…
Benimle aynı koşullarda yüzlerce kişi kalıyor. Disiplin cezalarının infaz edildiği yerlerin havalandırmaya açılan kapıları yok. Havalandırma süremizde, hücreden çıkarılıp havalandırmaya kilitleniyoruz. Başka bir alana geçiyoruz çünkü. Normal koşullarda hücre- havalandırma bağlantısı olmalı. Havalandırmadayken de hücrelerimizi kullanabilmeliyiz. 1 saatlik sürede spor yapıp, elimi yüzümü yıkamak isteyebilirim. Sandalyemi masamı güneşe çıkarıp orada oturup çalışabilirim. Çayımı kahvemi içebilirim. Tuvalet ihtiyacımı karşılayabilirim. Ya da havalandırmadayken yağmur yağdığında hücreme geçip kendimi koruyabilirim. Fakat havalandırmaya kilitlendiğim için bunların hiçbirini yapamıyorum. Acil tuvalet ihtiyacım olsa kapılara vurup gardiyanlara sesimi duyurmak zorundayım. Gardiyanların işi olursa –genelde hep işleri vardır- gelmezler. Örneğin geçen yıl havalandırmadayken birden yağmur başladı ve sağanak şeklindeydi. Gardiyanlara seslendim, sesimi duyuramadım. Karşı koğuştan arkadaşlarıma seslenip gardiyanlara haber vermelerini söyledim. Geldiklerinde 15 dk. geçmişti. 15 dk. ben sağanak altında kaldım, gerisi tabii hastalık.
Kaldığım bölümde 6 altta, 6 üstte olmak üzere 12 tane hücre var. Pencereleri aynı havalandırmaya bakıyor.  Burada 4 siyasi tutsağız. Normal koşullarda adlilerle siyasileri karşılaştırmamaları gerekiyor. Fakat hücre cezaları için ya da koğuşta çıkan kavgalardan dolayı geri kalan 8 hücreye sürekli birileri getiriliyor. Bu kişiler sokakta dahi duymadığımız küfürleri ediyorlar bizlere. Gardiyanlarca, ‘bunlar terörist’ diye yönlendiriliyorlar. Sırf pislik olsun diye çöplerini atıyorlar havalandırmamıza ve bunları temizlemek zorunda kalıyoruz. Sürekli camdan bağır çağır konuşup şarkı söylediklerinden pencereyi kapatsanız dahi bir kitap bile okuyamıyorsunuz. Ya da verem, uyuz gibi hastalığı olan kişileri buraya getiriyorlar. (şu ara uyuz salgını var tüm hapishanede) bizim sağlığımız ise hiç düşünülmüyor.
Koşullar kişileri intihara sürüklüyor ve bunun idare de farkında. Adli bir ağırlaştırılmış kadın geçen aylarda telefonda ailesiyle ilgili kötü bir haber almış ve ağlamış. İdare kadını apar topar getirip bizim bölmeye koydu. Bizim kısım alt katta ve gardiyanlarca kontrol daha kolay diye. Kadının sinir krizi geçirip de kendine zarar verme ihtimaline karşı bunu yaptılar. Ne kadar iyi niyetli bir yaklaşım diye düşünebilirsiniz. Ama değil. Kadının hiçbir eşyasını almasına izin vermediler. Boş bir hücreye koydular. Kapıdan baktıkları zaman görmek için yatağını da yere koydular. Kış günü kadın sıcak bir çay içemiyor,  yemek alacak kabı kacağı yok. 5- 10 dakikada bir sürekli kontrol ediliyor ve arada intihar etmemesi yönünde gelip konuşuluyor. Kadının öyle bir amacı yok. Sadece üzgün. Üzüntüsünü yaşaması için, insana ihtiyacı var. Onu anlayacak insanlarla konuşup rahatlamaya ihtiyacı var.  Bunu sağlamak yerine çok daha ağır koşullarda tutarak, tedbir diye sürekli taciz ederek alttan alta intihar et mesajı vererek iyilik mi yapılıyor?
Ağırlaştırılmışlara sürekli intihar edebilecek insan olarak yaklaşıyor idare. Neden? Çünkü bu koşullarda insanların uzun sre sağlıklı kalamayacaklarını onlar da biliyor. İntihara neden olan şey ağır tecrit koşullarıdır. Bu koşulları ortadan kaldıracaklarına tedbir adı altında daha yoğun bir baskı altına alıyorlar.
Basit bir örnek daha vereyim. Karşılaştığımız adli ağırlaştırılmışlar her geçen gün kilo alıyor, obez olanlar var. Hareket alanımız yok çünkü. Siyasiler olarak biz daha iradi davranıp dikkat edebiliyoruz. O daracık hücre içinde dahi spor yapmaya çalışıyoruz (kolumuzu, bacağımızı sürekli bir yerlere vurup morartma pahasına). Gerçekse, uzun sureli hareket alanımız olmadığıdır. Geçen aylarda Sağlık Bakanlığı hapishanede obezite ölçümü yapmıştı. Tüm koğuşta kalanların kiloları kontrol edilmiş. Fakat tekli hücrelerde kalan kimseninki kontrol edilmedi. Obeziteye karşı Sağlık Bakanlığının 10 bin adım kampanyası var. Haberlerde görüyorsunuzdur. Bir gün dakika tuttum, ne kadar yürüyebiliyoruz acaba diye. 8 dakikada 1000 adım attım. Yani 10 bin adım için asgari 80 dakikaya ihtiyaç var. Fakat bize tanınan 60 dakika ve bunun içinde önceki anlattıklarımdan anlaşılacağı gibi temizlik, arkadaşlarımla sohbet de var. Bu gerçek bilindiği için de tekli hücreleri obezite kontrolüne dâhil bile etmediler.
Sağlıktan söz açılmışken, öyle bir keyfiyet var ki, her hafta revire çıkma hakkımız olmasına rağmen ağırlaştırılmışları 2 haftada bir alıyorlar. Yasada böyle bir hüküm var mı? Yok! Ama keyfiyet işte, madem teklilere görüş 2 haftada bir, o zaman revir de 2 haftada bir olsun deniliyor. Önemli bir rahatsızlığınız olduğuna inandırmak için saatlerce kapı vurduğumuz oluyor. Oysa tekli hücrede kalanların sağlığına çok daha dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü herhangi bir hastalıkta yanımızda kimse yok. Kalp krizi geçiren ölebilir, başı dönen düşebilir, ateşi çıkan havale geçirebilir…
Ağırlaştırılmış olmak tam anlamıyla hastalıklardan hastalık, ölümlerden ölüm beğenmek demek. Bu koşullar, kişi hangi suçu işlerse işlesin, insani değildir. Ve bir an önce kaldırılmalıdır.
Dirençle kucaklıyorum. Umutla kalın…


Author Name

Halkın Sesi TV

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.