1 mayıs açıklamalar adana alibeyköy almanya altınşehir amed amerika anadolu anadolu alevi hareketi anadolu federasyonu anadolu kültür merkezi ankara antakya antalya antep anti-emperyalist cephe armutlu armutlu haber ataşehir avcılar avrupa avusturya bağcılar bahçelievler bakırköy basın emekçileri meclisi bayrampaşa belçika belgesel beşiktaş beykoz boğaziçi bulgaristan bursa cephe milisleri çağlayan çanakkale çayan çayan mahallesi çekmece çerkezköy dağevleri denizli dersim dev-genç devrimci alevi hareketi devrimci işçi hareketi dhkc dhkc gerilla direnişler diyarbakır doğançay duyurular dünya düzce elazığ emekli meclisi esenyurt eskişehir festival filistin filmler FOSEM Fransa galatasaray gazi Gebze gençlik gerilla giresun gözaltı grup yorum gülsuyu gülsuyu gülensu gündoğdu hacı ahmet Hacıahmet hacıhüsrev halk bahçesi halk cephesi halk meclisi halkın hukuk bürosu halkın mühendis mimarları hasan ferit gedik hasköy hatay hindistan hollanda Isparta idil halk tiyatrosu idil kültür merkezi ikitelli ingiltere İngiltere istanbul isveç isviçre İsviçre işçi meclisi italya izmir kadıköy kampanyalar kamu emekçileri cephesi karadeniz kartal kazova kazova bülten kınık kıraç kocaeli kore kurslar kuruçeşme küba küçükçekmece kültür sanat kütahya lubnan malatya maltepe Maraş mardin Mektuplarımızla Tecriti Kıralım mersin muğla Muharrem Karataş munzur nurtepe okmeydanı ortaköy ömürtepe örnektepe piknik Polonya radyo röportajlar sakarya samsun sanat meclisi sarıgazi sesli okuma Sevgi Erdoğan Vefa Evi siirt silivri silvan sinop spor suriye sümerler şiir şiirler şişli taksim tavır dergisi TAYAD tekirdağ tiyatro Tokat trabzon tuzla türkiye UTMP videolar wan yalova yenibosna yeşilkent yunanistan yürüyüş dergisi Zürich

Grup Yorum’la Küba'daki Antiemperyalist Toplantıya Alınmamasına İlişkin Röportaj



Grup Yorum: Toplantıya Almayan Küba; Devrimin Yarattığı Değerler Üzerinden Propaganda Yapmıyor, Kapitalizmin Yoz Kültürü Üzerinden Reklamını Yapıyor!
Merhaba arkadaşlar… bugün şimdi bir değerlendirme toplantısı yapacağız ve bunu sizinle de paylaşmak istedik. İşte Muzaffer abi bizimle, Sena bizimle, Dilber bizimle ve ben Umut.
Öncelikle Türkiye’de ve Avrupa’daki direnişlerimizi selamlıyoruz buradan. Adil yargılanma talebiyle ölüm orucunda olan Mustafa Koçak’ı selamlıyoruz. Ölüm orucu direnişini selamlıyoruz. İdil Kültür Merkezindeki arkadaşlarımızı ve hapishanede süresiz açlık grevinde olan arkadaşlarımızı selamlıyoruz. Değerlendirme toplantımızda tabi sizleri de selamlıyoruz.
Şimdi sorularımıza geçeceğiz, ama geçmeden önce işte böylesi yoğun bir süreçte; direnişlerin sürdüğü, arkadaşlarımızın süresiz açlık grevinde olduğu, İdil Kültür Merkezindeki açlık grevinin olduğu bir süreçte neden Küba’ya geldiğimizi şimdi Dilber’e soracağız ve Dilber bizim neden Küba’ya geldiğimizi anlatacak. Evet Dilber biz neden Küba’ya geldik?
Dilber: Biz neden Küba’ya geldik? Çünkü Küba’da antiemperyalist bir toplantı yapılacaktı, onun haberini almıştık ve oraya katılmak için kendimizi siteden yazdırdık. Yaklaşık bir buçuk ay öncesinden iletişime geçtik. Bizim ülkeden arkadaşımız iki ay öncesinden iletişime geçip bu ayarlamaları yapmaya başlamıştı. Bizim de amacınız bu antiemperyalist toplantıya katılmaktı. Ki normalde katılacaktık da. 20 Ekim’e kadar katılmaya yönelik her türlü işlemlerimizi yaptık. Bilgileri aldık, formları doldurduk, gönderdik, cevap aldık vs. Onun üzerine uçak biletimizi istediler, biletimizi de aldık, gönderdik …fakat daha sonra 20 Ekim’de bildiğiniz gibi mail geldi; bu toplantıya katılamayacağımıza, kabul edilmediğimize dair. Biz 25’inde uçtuk Küba’ya. Yani bu 4 günde tartışmalarımız mailden sürdü.
Umut: O mail içeriğinde yazıyor muydu, neden toplantıya katılamayacağımız ile ilgili bir şey.
Dilber: Şöyle yazıyordu; “Bu toplantı resmi olarak tanınmış kurumlar tarafından kurumların katılımıyla gerçekleşecektir. Bundan dolayı siz kabul edilmediniz” diye yazdılar. Sonrasında biz cevap yazdık, anlamadığımızı neden bu toplantıya dahil olamadığımızı sorduk. Çünkü her şeyimiz tamamdı son aşamaya kadar. Ödeme aşamasına kadar her şeyimiz tamamdı. Sonradan tekrardan bir isim listesi geldi bize, yazdırdığımız herkesin ismi geldi, bu kişiler katılmayacaktır diye daha açıktan bir mail geldi. Ama hala bir açıklaması yoktu.
Burada geldiğimizde öğrendik asıl olarak. 25’inde indik Küba’ya 29’unda Havana’ya geçtik. Asıl Havana’ya geçtikten sonra ICAP ile görüşme şansımız oldu. Onlardan direk öğrendik zaten.
Umut: Bu konuya daha sonra tekrar döneceğiz. Biz sorularımızla devam edelim. Şimdi Sena, sana sormak istiyorum. Birçok yeri gezdik, Devrim Meydanından Che’nin evine kadar birçok yeri ziyaret ettik. Nasıldı bu geziler, nasıl geçti? Senin dikkatini çeken şeyler oldu mu?
Sena: Burada tarihsel yerleri gezdik. Müzeleri gezdik, meydanlara gittik. Bizim için tabi çok heyecanlıydı; Küba’da Che’nin, Fidel’in memleketine gelip, devrimin olduğu yere gelip bu yerleri gezmek ve o tarihsel yerlerde şarkılarımızı söylemek ve açıklamalarımızı yapmak bizim için çok heyecan vericiydi. Yani bizim için de çok güzel bir deneyim oldu.
Umut: Epey bir paylaşımlar oldu zaten. Hemen hemen her haberimizi paylaşmaya çalıştık.
Sena: Evet aynen öyle. Şarkılarımızla gittik. Hem buradan açlık grevindeki arkadaşlarımızı da selamladık, Mustafa’yı selamladık, Dev-Genç’in 50. yılını kutladık.
Daha yakından tanımış olduk. Böyle kitaplardan biliyorduk Che’nin hayatını, Fidel’in hayatını Küba Devrimini. Burada işte halkın içinde de görmek farklı bir deneyim oldu, güzeldi o anlamıyla.
Umut: Hemen herkesin evinde, herkesin arabasında Che’nin veya Fidel’in fotoğrafları vardı. 
Sena: Evet, gördüğümüz her yerde örneğin sokaklarda gezdiğimizde birçok okulun önünden geçtik. Kapılar açık zaten; her evin kapısı, okullar, kurumlar, her yerin kapısı açık ve her evde de Fidel’in, Che’nin fotoğraflarını görüyorsun. Devrim önderlerinin fotoğraflarını görüyorsun. Yani yaşatıyorlar gerçekten onları.
Umut: Evet bu anlamıyla gerçekten güzeldi. Muzaffer abi sana bir sorumuz var. Küba halkıyla tanıştık. Küba halkı ile ilgili nasıl bir düşünce, nasıl bir deneyim oluştu bize biraz anlatır mısın?
Muzaffer: Kitaplarda anlatıldığı gibi fazla olmadı bu sefer. Çünkü gerçekten de mesela herhalde ekmek kavgası yüzünden, maddi durumları kötü olduğundan herhalde, sokaklarda rahatsız edici şekilde de davranıldı bize. Mesela özellikle restoranların önünden geçerken, buraya gelin yemek var şu var deniliyordu. Fakat halk kesimi gerçekten iyi misafirperver aslında. Biz soru sorduğumuzda cevaplıyorlardı, ellerinden geldiğince yardım ediyorlardı bize.
Umut: Yardımcı oluyorlardı evet.
Muzaffer: O konuda hiçbir sorun yoktu. Bir de bilgili insanlar birçoğu gerçekten. Türkiye dediğimizde Türkiye hakkında birkaç cümle söylüyorlardı. Bir tanınmış isim veya Türkçe birkaç cümle öğrenmişler. Özellikle tanınmış isimleri söyleyenler oldu işte. O bakımdan misafirperver diyebiliriz. Ama diğer yanıyla emperyalizme kapılarını açtıkları için gerçekten de bir değişiklik var. Aslında bize anlatıldığı ile gördüğümüzün arasında bir fark var gerçekten çünkü.
Umut: Ciddi bir apolitikleştirme var, yani insanlarla konuşurken, sürekli “eğlence, alkol, partiler” gibi, yani bu üç kelimeden ibaretti genelde konuşmalarımız. Daha verimli, daha politik sohbetler edemiyorduk aslında. Çünkü sürekli konuları buralara bağlıyorlardı. Bu da halkın sorumluluğunda değil, iktidarın sorumluluğundadır. İktidarın hedefli bir politikasıdır apolitikleştirmek. Bunu da aslında somut, halkın içine girerek görmüş olduk. İdeolojik olarak da emperyalizme kapılarını açmalarının ön hazırlığı diyebiliriz aslında.
Dilber: Bu konuda ben de şunu söylemek istiyorum. Sokağa çıktığımızda çok belirgindi. Turizme kapıları açmışlar ya; halkın, Küba’nın şu an gelirlerinin büyük bir kısmı turizmden geliyor. Ve gerçekten sokakta yabancı gördükleri an, artık insanlar da öyle alışmış. Hani iki şey duyuyorduk bir taksi bir de hangi ülkeden geldiniz ve oradan…
Umut: …Ondan sonra da iletişime geçip seni bir dükkana teşvik ediyor, veyahut kendileri bir şey satmaya çalışıyorlar.
Sena: Burada yaşadığımız en temel sorunlardan bir tanesi sürekli bir turist olarak hissetmek zorunda kalmamızdı. Çünkü dediğiniz gibi aslında insanlar öyle yaşamaya başlamışlar. Bundan kaynaklı mesela biz devrimciyiz dediğimizde bile insanlar onu algılamıyorlardı. Öyle bir sorun vardı.
Dilber: Bir nokta daha vardı orada para birimi. Sonuçta bizim burada kullandığımız para birimi Avrupa para birimi… bir Cup (Cuban Peso – Küba Pezosu) bir Euro civarında, ama burada halkın kullandığı para birimi değil. Şimdi ekonomilerini turizme yönelik ayarladıkları için, halkla bağımız zaten oradan koptu. Oradan bir bağ kuramadık, sadece pazarda bir bağ kurabildik. Çünkü şeyi de bilemiyoruz. Nereler halkçı. Her yerde restoranlar, gezilecek yerler var, direk turistlere yönelik olduğu ve dil konusunda da sorun yaşadığımızdan kaynaklı aslında halk ile iç içe olamadık. Hani Türkiye’deki gibi gidip halktan bir insanın kapısını çalamadık. Ama gerçekten etkilendiğim iki olay var. Vara derede ekmek sormuştum, kendi ekmeğini verdi market. Sormuştum kendi ekmeğini vermişti, akşam eve götüreceği ekmeği. Bir de bu toplantının olacağı yerde temizlikçi kadın, “yok geçmeyin oradan” demişti bize, biz tamam dedik. Sonra yağmur yağdığı için ille geçin ille geçin dedi ve defalarca bize ısrar etti.
Umut: Yani şöyle bir şey vardı. Obama ile yapılan anlaşmalardan sonraki süreçte ciddi bir Amerikan hayranlığı var. Burada aslında birçok insandan duyduk. Artı her yerde Amerikan bayrakları var. İşte yine arabalarında evlerinde tişörtlerinde birçok yerlerinde Amerikan bayrağı ile karşılaştık ve Amerika ile ilgili sorular sorduğumuzda, umutlarını oraya bağlamışlar. Halk olarak Obama sürecindeki yaşananlardan sonra emperyalizme ABD emperyalizmine bağlamışlar, bunu da görmüş olduk. Bu Antiemperyalist toplantıya bizi katmamaları meselesinde de ciddi bir rol oynuyor.
Dilber: Ama mesela biz gece iki düşünce ile karşılaştık; bir tarafta biz burada iyiyiz, bizi merak etmeyin, diyenler vardı. Diğer tarafta da yeter artık deyip dışarıdan da yardım desteği bekleyenler vardı.
Sena: Yani şey de çok çarpıcıydı. Özellikle Havana’da gördüğümüz oteller bizi gerçekten şaşırttı. Örneğin işte Hilton’dan sonra mesela Fidel tarafından kapatılan, devlet kurumu haline getirilen bir yer, tekrar buranın en lüks otellerinden biri haline gelmişti. Beş yıldızlı oteller çıkıyor sürekli karşımıza ve mesela taksilere vesairelere binince de, insanlar bunu bize olumlu bir şey olarak gösteriyorlar.
Umut: Evet mesela bizi gezdirdiklerinde de barları gösteriyorlardı. İşte John Lenon’u gösteriyorlardı. Aslında devrimci değerleri değil de kapitalizmin, emperyalizmin yarattığı değerler üzerinden bizlere reklamını yapıyorlardı kendi ülkelerinin. Halbuki biz buraya Che ve Fidel için gelmişiz.
Sena: Evet. Markalar da aynı şekilde. Lüks markalarla karşılaştık, parklarda gençlerin ellerinde son model telefonları görüyoruz. İşte Samsung girmiş, Apple girmiş, Adidas girmiş, Armani girmiş… mango girmiş. Bunların hepsini gördüğümüzde tereddütte kaldık, acaba sahte mi değil mi diye. Ama gerçek, sonra araştırmalarımız sonucu gördük anlaşmaları vesaire
Umut: Evet Sena, Küba ile ilgili düşüncelerini duyduk aslında. Ama Küba ile ilgili düşüncelerinde, Küba’ya geldikten sonra bir değişiklik oldu mu, bir sonraki sorumuzdu ama bu soruya cevap vermiş olduk hep birlikte. Hepimiz başka düşüncelerle geldik ve burada bambaşka bir tablo ile karşılaştık.
Dilber: Şunu eklemek istiyorum ben ama. Sokaklar aslında çok temiz. O benim dikkatimi çekti. Örneğin hani halk içiyor, o çok belliydi. Marketlerde çok az gıda maddesi var, ama her yerde içki var ama onun dışında. Örneğin hani çok uyuşturucuyla veya fuhuşla direk sokaklarda karşılaşmadık. O boyutuyla daha temiz yani. Ama şimdilik daha temiz.
Umut: Fuhuş boyutuyla bu şeyin olduğu yer plajın olduğu yerde ciddi bir fuhuş merkezi vardı.
Sena: Yolda buraya gelirken de çok gördük.
Umut: Çok fuhuş yapılıyor. Onu gözlemlemiştim. Ayrıca uyuşturucu olarak da hiçbir şekilde uyuşturucuya denk gelmedik. Sadece bir kere sadece bir kişi sordu Marihuana diye. Ama onun dışında uyuşturucuyla ilgili dediğin gibi temiz. Yani güzel olan çeteleşme yok, mafya yok, o anlamda insan kendini güvende hissediyor gerçekten. Sokaklarda istediğin gibi gezebiliyorsun, kapılar açık, dediğin gibi herkesin kapısı açık, herkes içeride ne yapıyorsa görebiliyorsun gerçekten.
Dilber: Mesela giyim kuşam konusunda da çok farkediliyor. İnsanlar rahat giyiniyor. O giyime de yansımış yani.
Umut: Toplantıya dönelim tekrardan. ICAP tarafından antiemperyalist bir toplantı gerçekleştirildi. Halk Cephesi, Grup Yorum olarak biz bu toplantıya kabul edilmedik. Bunu bize nedenleriyle biraz anlatabilir misin? Şimdi biz oraya gittik, görüştük… ne oldu, onlar ne söyledi, biz ona karşı ne yaptık ve bundan sonrası için de ne yapacağız?
Dilber: Buraya ilk geldiğimizde beklentimiz bu değildi tabi ki, böyle bir şeyle karşılaşacağımızı bu derece beklemiyorduk. Hani ilgilenen diğer arkadaşlarımız da öyle demişti değerlendirmelerinde. Yani biz de bu kadar beklemiyorduk. En fazla otelle bürokratik bir sorun vardır, diye düşündük açıkçası. Fakat buraya ICAB’ın kendi merkezine gittiğimizde iki kişi geldi bizimle görüşmeye. Bizim yanımızda İspanyolca bilen bir dostumuz vardı Kübalı. Onu dışarıya çıkarttılar, biz hala olayı anlamadık. Çünkü o saflığımızla yaklaştığımız için gerçekten anlamadık ve beklemedik açıkçası. Ve onu dışarı çıkarttıktan sonra bize, “siz legal bir örgüt değilsiniz” dediler. “Bu nedenle sizi bu toplantıya almıyoruz” dediler açıktan. Orada bile biz hala, legal ile ne demek istiyorsunuz, yani anlam veremedik. Ve orada şunu dediler: “Grup Yorum Halk Cephesi’nin bir merkezidir”… legalin de işte sözlükteki anlamını anlatmaya çalıştılar. Sonra da biz şunu anladık bu değerlendirmeden, onlar kendi ağzıyla konuşmuyorlar, Türkiye’deki faşizm, Avrupa’daki emperyalizm bizi nasıl değerlendiriyorlarsa onlar da aynı ağızla değerlendiriyorlar. Biz orada böyle de söyledik. “Yok yok öyle demek istemedik” vb. dediler, ama sonuç olarak oraya varıyor. Sonra bu konuşmalar üzerine bizim bilgilerimizi aldılar, “biz size döneceğiz” dediler.
ICAB’ın başkanı Fernando Gonzalesile görüşmek istedik, o daha önce yıllarca tutsak kalmıştı Amerika’da ve bizim kendisini desteklediğimiz bir tutsaktı. Tutsaklığından kaynaklı onunla ayrı bir bağımızın olması nedeniyle onunla görüşmek istedik. “Çok yoğun şu an, zamanı yok” vesaire diyerekten ileteceğiz, dediler. İleteceğiz deyince biz de haber bekledik dolayısıyla. Ve sonra bize ulaşamazlarsa ona ulaşırlar diye İspanyol arkadaşımızın bilgilerini verdik. Sonraki gün biz yine de gidelim dedik o alana. Kim var, kim yok bakalım. Çünkü aynı amanda Orada tekrardan görüşmek istediğimiz Avrupa’dan arkadaşlarımız vardı gelen, İspanya’dan arkadaşımız vardı... Hangi kurumlardan gelmişler ve açıklamamızı orada yapalım demiştik, onun için gittik aslında.  Ve kurumların önünde Türkçe ve İngilizce olarak açıklamamızı yaptık ve sonra eve geldik. Yaklaşık bir saat sonra İspanyol arkadaşımız eve gelip Küba’nın Anayasa Kurumu Örgütünün kendisini arayıp bizi sorduğunu söyledi. Bunun üzerine bir de bu eklenmiş oldu, yani biz orada hem kabul edilmiyoruz hem oraya açıklama yapmaya gidiyoruz.
Umut: Orada o gün bir de mail yazın demişlerdi mail yazdık. Bize cevap vermediler, ertesi gün açıklama yaptık.
Sena: Aynen bütün bilgilerimiz ellerinde zaten.
Dilber: Biz zaten mailimizi gönderirken tüm programımızla göndermiştik. Biz 3 gün boyunca buradayız, sonra şuraya geçiyoruz. Bu konuda biz çok nettik, açıktık. “Ve sonradan da siz oraya girmeye çalışmışsınız ve beni aradılar sizi sordular” dedi İspanyol dostumuz. Biz nereye girmeye çalışmışız, yani orada bile bizi kriminalize etme isteği var, yani öyle bir düşünce var. Tabi ki İspanyol arkadaşımız da çok böyle bir şeye alışkın olmadığı için korkmuş.
Umut: Alışkın olmadığını ve buranın en sert polisi en korkulan polisi diye anlattı bize. Zaten o korkuyla, o endişe ile geldi. Yani buradan anlayabiliyoruz aslında nasıl bir korku saldıklarını. Nasıl bir tehdit olduğunu. Ondan sonra oradan ayrılmak zorunda kaldık.
Dilber: Sonra oradan ayrılmak zorunda kaldık, başka bir yere taşındık. Ama burada asıl mesele şu; hani antiemperyalist bir kuruma yaptıkları ve bizi aslında tanıyorlar çok iyi tanıyorlar. Grup Yorum’u da çok iyi biliyorlar. Ama sonuçta Küba’nın şu andaki “çıkarları” meselesi. Bir sonraki gün toplantıya katılan arkadaşımızla görüşmüştük, onun da anlatımları bu yöndeydi. Katılan kurumların toplantıdan memnun olmadığı. Çünkü neden; Küba’nın Amerika’ya mesaj vermek istediği, kendilerinin programları belirlediğini. Örneğin 6 tane panel varsa onun karşılıklı tartışmalı değil de oturup Kübalıların anlattığını, diğer insanların kurumların da yazılı olarak sorularını sorabilecekleri…
Umut: Evet, tartışma zemini yaratmamak için.
Dilber: Evet, tek dertleri ambargo… şu an Amerika’ya mesaj vermek. Obama ilk geldi görüştü. Biraz daha “olumluydu” onlar için, Trump daha da ağır bir ambargo uyguladı. Şu anki dertleri o yani.
Umut: Hiçbir şekilde sosyalist bir düşünceyi kabul etmem diye açıklama yaptı.
Dilber: Evet acı olan da şu, buranın yerel gazetesinde İngilizce ve Almanca okumuştuk, Fidel’in sözleriyle cevap veriyorlar. Ama öyle bir düşünceleri yok.
Umut: “Ya özgür vatan ya ölüm” şiarıyla hareket ediyoruz, diyorlar, ama aslında gerçekler öyle değil. İşte reformizmde satışın sonunun olmadığını görüyoruz biz burada. Fidel’i yaşatıyoruz diye göstermeye çalışıyorlar. Devrimci değerleri yaşatıyoruz diye göstermeye çalışıyorlar.  Üstünde tepiniyorlar aslında bu değerlerin ve karış karış satıyorlar yani ve halk bunun bedelini ödüyor.
Umut: Ödeyecek.
Dilber: Evet ve bugünden ödemeye başlamış zaten. Turizm yönüyle hani yozlaşma boyutuyla baktığımızda aslında aşama aşama aslında halkı şeyle karşılaştırabilirsin. Amerika’nın çöplüğü haline getirecekler Küba’yı. Bunu açıktan söyleyebiliriz. Niye çünkü sosyalist bir devletti Küba. Ve tekrardan kapitalist bir devlet oluşturmaya çalışacaklar. Ne yapacaklar, daha geri bir aşamada olacak. Ama Küba halkı buna gerçekten layık değil. Hani o boyutuyla beni mesela gerçekten etkiledi. Yani beklentim de o değildi Küba ile ilgili ya politikalarını az çok takip ediyorduk. Tekrardan uzlaşma süreci, ambargo var onu biliyorduk; ama bu kadar açıktan yaşamış olmak, bu kadar açıktan görmüş olmak… mesela kadın o gün bizimle görüştüğünde, kadın da şaşırdı “siz niye geldiniz” dedi. “Biz sizi reddettik, siz niye geldiniz?” Biz de dedik biz bunun için geldik. Antiemperyalist olduğumuz için…
Sena: Ve şöyle bir tavır vardı. Bizim tartışacak bir şeyimiz yok, öyle cevap veriyorlar sürekli.
Dilber: Ve açıklamamızı yaptık, sonra da zaten biz İspanyol dostumuzla görüşmüştük. Pazar günü bir şey yoktu orada, ulaşabileceğimiz kimse yoktu. Biz cumartesi günü gittiğimizde “şu an toplantıdan sonra çok yoğunlar, pazartesi günü büroda olurlar” dediler.
Umut: Bütün umutlarını aslında emperyalizme bağlamış bir kurum, antiemperyalist bir toplantı yapamaz. Yapsa bile samimi olmaz. Olmadığını da oraya katılan arkadaşlarımız aslında bize anlattılar, memnuniyetsizliklerini dile getirdiler.
Son olarak da, bugün bizim son günümüz. Son düşüncelerinizi Küba ile ilgili söylemek istediklerinizi söyleyebilirsiniz değerlendirmelerinizi. Ardından toplantımızı da bitiriyoruz.
Dilber: Ben bir şey söylemek istiyorum. Şöyle diyeyim, sonuçta Chelerle büyüdük, Fidellerle büyüdük, sosyalizm hayalleriyle büyüdük. Ve o kitaplarda okuduklarımızı, araştırdıklarımızı gelip burada bizzat görebildik. En azından heykellerini, müzelerini, insanlarındaki o sevgiyi en azından gördük. Ve o boyutuyla bence güzel oldu Küba’ya gelişimiz. Hani kendimiz gelmiş olduk, yaşamış olduk… ama şu boyutunu da yaşamış olduk. Yani kapıların tekrar açılmasını, o politikaların içerisindeyiz biz şu an. Ve bizi toplantıya almamaları… bunu yaşamamız da olumlu, neden çünkü bizimle birlikte milyonlarca insan bunu izliyor aslında. Birçok insana İngilizce ve Türkçe olarak, buraya gelen dostlarımıza herkese anlattık. Ve anlatmaya da devam edeceğiz.
Umut: Kendi pratiğimizle görmüş olmamız çok daha farklı oldu tabi. Takip ediyoruz sürekli birçok şeyi, biliyoruz, ama yine de sonuçta devrimin gerçekleştirildiği, Fidel Castro’nun öncülüğünde Che’nin içinde olduğu bir ülke burası… insan ister istemez içindeki devrimci duyguları ile geldiği için olabiliyor en azından bizde öyle oldu. Yani biz aslında Küba’nın siyasi durumunu, politik durumunu biliyorduk. Ama yine de buraya geldiğimizde, yok bir şekilde bir yolunu buluruz ve o toplantıya katılırız, yani o kadar da değil diye geldik. Ama sonuç itibarıyla gördük, dediğin gibi onu kendi pratiğimizle yaşamamız çok daha etkili oldu.
Dilber: Biz Küba’ya turist olarak gelmedik dışarıdan Avrupa’dan birçok insan gibi hadi Küba’ya gidelim diye böyle gelmedik. Küba’ya tarihine sahip çıkmak için geldik, mirasına sahip çıkmak için geldik. Ve bugün de bu gördüklerimiz de sonuçta büyük bir birikim oldu bizim açımızdan. Sosyalizmin “s” sine bile katlanamadıkları bir süreci görmüş olduk aslında. İşbirliğini daha derinden gördük, ama aynı zamanda halkı tanımaya çalıştık tanıyabildiğimiz kadarıyla. O konuda da çok net, bu halk buna layık değil. Gerçekten sosyalist yaşamışlar ve en iyisini üretebilirler, daha halka layık daha güzel bir sistem kurabilirler. Seçim emperyalizmle işbirliği olmamalı. O boyutuyla benim düşüncem bu, o konuda ve bugün son günümüz, 10 gün kadar kaldık Küba’da. Değdi gerçekten; buraya gelmemiz, görmemiz, kendimizi ifade etmemiz için. Evet, istediğimiz gibi olmadı. En azından dün şenlik yaptık. Şenlik tarzı tanışma gibi. Diğer ülkelerden gelen, hostelde birlikte kaldığımız insanlarla tanıştık. Onlara kendimizi anlattık. Bir şekilde ilişkilerimiz oldu. Bir Kübalı dostumuz oldu. Hastaneye gittik.
Umut: iletişim bilgilerini de aldık. Sonuçta Avrupa’da da oturan var.
Dilber: Tabi iletişim bilgilerini de aldık. Evet ama insanların kafasındaki o şeyi kaldırabilme bilgisine sahip olduk. Artık eski Küba değil. Sağlık sistemi de dahil. Bugün hastaneye gittik, biliyorsunuz orada da şunu dediler, yani Avrupa’ya yönelik fiyatlarımız çok yüksek. Avrupa’da tedavi olsanız aynı fiyata gelir. Çünkü Küba şu an kendi halkına bedava sağlık, bedava eğitim uyguluyor. Ama ileriye yönelik bunlarda kalkacak. Çünkü sistemi değiştirecekler.
Umut: Sena, senin fikirlerini alalım.
Sena: Burada geçirdiğimiz süre, bizim için de bir eğitim oldu aslında. Yaşadığımız sorunlar vardı bir yanda, diğer tarafta da tabii gördüğümüz şeyler vardı. Küba halkının, sosyalizmin değerlerini görmek bir eğitimdi. En çarpıcı şeylerden; hani uzlaşmanın bir halkı bir devleti getireceği noktaları gördük. Bizim için onu görmek bir yandan üzücü de tabii. Sosyalizmin bu şekilde gerilemesi ve bitişini, revize edilmesini görmek üzücü aslında. Ama burada olduğumuz sürece biz bunu sürekli, tanıştığımız Kübalı insanlarla da bunu konu haline getirdik. Şunu da yaşadık aslında ICAP’la; bu sorunlar yaşandığında “eleştirmeyin, yapmayın” diyerek bir şekilde üstünü kapatmak isteyenler de oldu. Bizse dost olduğumuz için eleştirmemiz gerektiğini ve bunu yanlış yapsak bile sonrasında özeleştirisini vereceğimizi dedik. Ama bu şekilde bu tavrı kabul edemeyeceğimizi, üstelik bunu yakıştırmadığımız için bu şekilde eleştireceğimizi söyledik. Böyle sorunlarda çıktı karşımıza.
Umut: Kimse sonra “yok yapmayın” diyemedi bize, biz bunları söyledikten sonra.
Sena: Tabii ikna ettik insanları.
Umut: Yok diyemediler, “yapmayın”da ısrar edemediler. Çünkü doğru olan o değil.
Sena: Evet bizim sonrasında açıklamalarımız sonucu ikna da oldu insanlar. Çünkü buna ikna olmayacak bir düşünce de yok. Kendisine antiemperyalistim diyen, sosyalistim diyen kimse buna karşı çıkamazdı zaten. Genel anlamıyla dediğimiz gibi yine güzel geçti bizim için. Burayı görmek ve işte burada Che’nin değerlerine, Fidel’in değerlerine sahip çıkmak, bizim için Grup Yorum olarak da Dev-Genç olarak da onur vericiydi aslında burada olmak ve buradaki sorunları tartıştık. Görevimizi yaptık o anlamıyla. Yani ben de öyle diyeyim…
Umut: Tamam. Muzaffer abi sen ne söylersin?
Muzaffer: Benim okuduklarımla gördüklerim arasında büyük bir fark vardı. Bu da şundan kaynaklanıyor aslında; şu andaki devletin uzlaşmak için açık bıraktığı kapı. Yani emperyalizmle anlaşma çabalarından dolayı git gide kendi değerlerinden uzaklaşıyorlar aslında. Kötü olan da oydu. Yoksa sokaklarda yürürken bütün kapılar açık, yani insanlar o kadar güvende hissediyor ki kendisini, kapılarını açık bırakıyorlar. O yanıyla gerçekten çok güzeldi. Ama diğer yanıyla şu uzlaşma meselesi yüzünden kendi değerlerinden uzaklaşıyorlar. O da kötü yanı ve bizim için üzücüydü. Çünkü bu ülke öyle büyük bir savaş vermiş ki çok güzel değerler yaratmışlar, ama o değerlerden git gide uzaklaşıyorlar. Bunu görmek de bizim için üzücüydü.
Sena: Şunu eklemek istiyorum; mesela dün burada yaptığımız etkinlikte İskoçyalı bir arkadaşımız, Rusyalı bir arkadaşımız vardı, 3 de Kübalı, ikisi müzisyen hatta. Yani şunu görüyorsun aslında biz bu tarz şeyleri gündeme getirdiğimizde yine ikna olmayacak kimse yok, buranın halkı dahil. Biz gerçekleri anlattığımızda tekrar bunları hatırlatma orasıyla sadece bir dinamik eksik. Yani onu görüyorsun kimse burada sosyalist değerlerden vazgeçmiş değil. Yani burada Kübalı arkadaşlarımızla konuştuğumuzda da yani neredeyse gözleri dolarak insanlar bizi dinliyordu. Hani Amerika’ya işbirliğinin büyüdüğü anda neler olacağını anlattığımızda insanlarda o tereddütü de görüyorsun. O da aslında umut verici bir yandan.
Umut: Apolitikleştirme politikaları da bu yüzden.
Sena: Onun sonucu evet. Hem de kendimizi de çok rahat bir şekilde zaten anlatabiliyoruz. Şimdi kurumdan bağımsız halka, işte biz Grup Yorum olduğumuzu söylediğimizde, devrimci sanat yaptığımızda… dün güzel bir örneğini yaşadık aslında. Masa etrafında toplandık ve büyük dayanışma etkinliği gibi oldu aslında, gözleri açık bizi dinlediler. Halay bile öğrettik, en sonunda onların şarkılarına eşlik ettik. Güzel bir şey oldu.
Umut: Güzeldi gerçekten… toplantımızın yavaş yavaş sonuna geldik.
Bir Batista da bizim ülkemizde. Ona ve faşizmine karşı mücadele ediyoruz direniyoruz. Ve Küba devleti bize sahip çıkmıyor, antifaşist antiemperyalist olan bir kuruma sahip çıkmıyor ve Batista’nın tarafında yer alıyor aslında. Bunun pratik sonucu budur.
Şimdilik bu kadar hepiniz hoşça kalın.

[blogger]

Author Name

Halkın Sesi TV

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.