1 mayıs açıklamalar adana alibeyköy almanya altınşehir amed amerika anadolu anadolu alevi hareketi anadolu federasyonu anadolu kültür merkezi ankara antakya antalya antep anti-emperyalist cephe armutlu armutlu haber ataşehir avcılar avrupa avusturya bağcılar bahçelievler bakırköy basın emekçileri meclisi bayrampaşa belçika belgesel beşiktaş beykoz boğaziçi bulgaristan bursa cephe milisleri çağlayan çanakkale çayan çayan mahallesi çekmece çerkezköy dağevleri denizli dersim dev-genç devrimci alevi hareketi devrimci işçi hareketi dhkc dhkc gerilla direnişler diyarbakır doğançay duyurular dünya düzce elazığ emekli meclisi esenyurt eskişehir festival filistin filmler FOSEM Fransa galatasaray gazi Gebze gençlik gerilla giresun gözaltı grup yorum gülsuyu gülsuyu gülensu gündoğdu hacı ahmet Hacıahmet hacıhüsrev halk bahçesi halk cephesi halk meclisi halkın hukuk bürosu halkın mühendis mimarları hasan ferit gedik hasköy hatay hindistan hollanda Isparta idil halk tiyatrosu idil kültür merkezi ikitelli ingiltere İngiltere istanbul isveç isviçre İsviçre işçi meclisi italya izmir kadıköy kampanyalar kamu emekçileri cephesi karadeniz kartal kazova kazova bülten kınık kıraç kocaeli kore kurslar kuruçeşme küba küçükçekmece kültür sanat kütahya lubnan malatya maltepe Maraş mardin Mektuplarımızla Tecriti Kıralım mersin muğla Muharrem Karataş munzur nurtepe okmeydanı ortaköy ömürtepe örnektepe piknik Polonya radyo röportajlar sakarya samsun sanat meclisi sarıgazi sesli okuma Sevgi Erdoğan Vefa Evi siirt silivri silvan sinop spor suriye sümerler şiir şiirler şişli taksim tavır dergisi TAYAD tekirdağ tiyatro Tokat trabzon tuzla türkiye UTMP videolar wan yalova yenibosna yeşilkent yunanistan yürüyüş dergisi Zürich

Didem Akman Anlatıyor: Neden Ölüm Orucu Yapıyoruz?


(mektup-3)
Merhaba.
Size ağırlaştırılmış müebbet koşullarının hücre içine yansıyan kısmını anlatmıştım daha önce. Bu mektubumda da yasal olarak tanınan hakları anlatmak istiyorum. Çalınan; yaşam, sağlık, iletişim, eğitim, sohbet, aileyle ilişki hakları olarak da okuyabilirsiniz bunları…
Çünkü kanunda yer almasına rağmen gerek bu hüküm biçimine verilen isim, gerekse de insanlığın binlerce yıllık tarihinde geliştirilen hukuk, ahlak, değer yargılarıyla uzaktan, yakından ilgisi olmayan bir infaz rejimi olduğunu anlayın. İşkencenin, hukuk kılıfıyla yasal hale getirilmesidir ağırlaştırılmış müebbet…
İsimlendirmeden başlayalım: ağırlaştırılmış müebbet… Yani müebbetin ağır hali, böyle canlanıyor kafanızda değil mi? Tamamen çarpıtma! Müebbet hapis, ömür boyu diye geçer ama belli bir sınırı vardır. 36-39 yıl arasında adli-siyasi davalara göre değişen bir süresi var yatarının. Eğer ağırlaştırılmış müebbet bunun ‘ağır’ hali olsaydı, bu süre zarfında kimi uygulamalar daha ağır bir şekilde olurdu. Oysa hukuken de, pratikte de bütün tutsak kitlesinden farklı bir muamele gören insan topluluğudur. Özünde uzun süreli ölüm, zamana yayarak öldürme, ya da ağır tecrittir bu ceza. Böyle de anmak gerekir. Bu isimler gerçekliği yansıtmakla beraber, modern hukuka aykırı olacağı için bilinçleri bulandırmak adına ağırlaştırılmış müebbet denilmiş. Hiçbir hukuk normu, kuralı tanımayan bir infaz rejimi var ortada.
Bir insanı ölene kadar hapiste tutmak, tahliye umudu olmadan tutmak ilkçağın, ortaçağın kölelik vahşet dönemlerinde bile olmayan bir cezadır. Hukuken de 2020 dünyasında, hukukun geldiği aşamada böyle bir cezalandırma mantığı yok.  Bu, faşizm için de riskli bir durum. Şöyle düşünün; benim tahliye umudum yok, sessiz sedasız otursam da ölünce tabutla çıkacağım buradan; burada her türlü suçu işlesem, hatta 3-5-10-100 kişiyi de öldürsem de ölünce çıkacağım buradan. Hapishane süresince işleyeceğim suçların ağırlaştırılmış müebbet olan birinde hükmü yok. Faşizm bu cezayla kişiye istediği suçu işleme kolaylığı da veriyor, kaybedecek bir şeyimiz yok çünkü…
Bir insanı ölene kadar 10 m²’lik bir alanda tutamazsınız, 1 saatlik güneş/ rüzgâr yüzü gösteremezsiniz. Bu insanı soluk alıp, yemek yeyip, uyumakla sınırlı bir şekilde kodlayan bir robota çevirir. Harekete, güneşe, havaya ihtiyacı olan bir varlıktır insan…
Bir insanı ölene kadar insanlardan mahrum tutamazsınız. Hayvanlar bile en zor koşullarda kendi türünden canlıları arayıp buluyor. Konuşmaya, paylaşmaya ihtiyacı olan bir varlıktır insan…
Bu, ‘ölene kadar’ ifadesinin altını çizmemin bir nedeni var. Bu cezanın tamamıyla insanı çökertme cezası olduğunu şuradan da anlıyorsunuz; sizin cezanız onaylandığında savcı müddetname hazırlar.  Ne zaman tahliye olacağınız yazılıdır bu belgede. Ağırlaştırılmışların müddetnamesinde tahliye tarihi kısmında, normal yazı puntosunun 3-4 katı büyüklüğünde ölene kadar diye yazar.  Yani devlet, gözünüze soka soka seni burada öldüreceğim der, müddetnamede bunun ilanıdır. O puntonun 3-4 kat büyüklüğünde olması da öç almadaki, düşmanlıktaki zevkin yansımasıdır. Psikolojinizi çökertmenin ilk adımıdır.
Ölene kadar hapis/ ölene kadar tek tutma/ ölene kadar dar bir alanda 1 saatlik havalandırmayla tutma/ ölene kadar insanlarla temasını engelleme… Bu hususlar, müebbetin ağırlaştırılmış hali olmadığını göstermeye yeter. Bir de şunları ekleyin: ölene kadar mutfak-temizlik ihtiyaçlarını tuvalette karşılamaya zorlama/ 2 haftada 1 telefon, 2 haftada 1 görüş (ayda 1 açık, 1 kapalı olmak üzere)
‘Görüş’ konusunu açmakta fayda var. Çünkü bunda da çok özel bir muamele yapılıyor. Görüşe gelebilenler sadece 1. derece yakınlar ve vasiniz. Diğer tutsak kitlesi aile dışında 3 arkadaş görüşçüsü hakkını kullanırken ağırlaştırılmışlar kullanamıyor. Olur da acil bir şey olur, ya da görüş saatini kaçırırsa görüşçünüz, diğer tutsaklar için savcılık görüşme hakkı verebiliyor. Ama ağırlaştırılmış müebbetlerde bu hak da verilmiyor. Yani görebildiğiniz insan sayısı bile kısıtlı. Ananız, babanız, kardeşiniz, varsa eş ve çocuğunuz. Bunlara herhangi bir şey olursa görüşçüsüz kalırsınız, fiilen görüş hakkınız da ortadan kalkmış olur.
Durun, bitmedi…
Görüşçülerin kısıtlanması da yetmemiş yasayı düzenleyen faşist kafaya, o görüşçülerle aynı anda görüş yapmanız da yasak. Yani 45 dk görüş hakkınız varsa, anne-baba kardeşiniz gelmişse hepsini bu 45 dk içinde tek tek giriş çıkış yaparak görüştürürler. Anneniz girer 10 dk görüşür, o çıkmada diğer görüşçüyü ana kapıdan bile sokmazlar. O arada belki 5 dk boş oturur babanızın gelmesinin beklersiniz. Onunla da 10 dk görüşürsünüz. O da çıkar, siz 5 dk daha boş boş beklersiniz. Sonra kardeşiniz gelir… Zaten 45 dk olan görüşü fiilen 40 dk yaptırırlar size. Çünkü hücrenizden görüş alanına gidiş- geliş- arama süreniz de bu 45 dk dâhil çünkü. Yasada ‘görüş başlayınca görüş saati başlar’ yazar ama yasa dediğiniz nedir ki? Siz ağırlaştırılmışsınız, fiilen 3 kişi gelmişse 10’ar dk dan 30 dk görüş yaparsınız. Bunun yarısı her birine hal hatır sormakla geçer, bir şey konuşamazsınız. Görüş hakkı, özünde görüşme hakkıdır ama ağırlaştırılmışlar için pratikte görme hakkından ibarettir. Görüşebileceğiniz koşul yoktur. Anneniz babanızla beraber fotoğraf bile çektirmezler. Ayrı ayrı görüş yapıyorsunuz çünkü. Fotoğrafta bile ana-babanızla yan yana gelemezsiniz.
Hazır hukuktan, yasadan ve uygulamasından bahsediyorken bu konuyla ilgili son gelişmeleri de paylaşayım ki nasıl bir hukuksuzluk cumhuriyetinde olduğumuzu anlayın. Aslında dışarıda yaşanan hukuksuzlukların bir yansıması ama çarpıcı olduğu için anlatacağım.
Ailelerle teker teker görüşme hakkıyla ilgili, bir tutsağın başvuruları sonucu konu Yargıtay’a gitmiş. Görüş yönetmeliğinde kapalı görüş için teker teker yazılmış, fakat açık görüşte böyle bir ibare yok. Bu nedenle Yargıtay açık görüşte ailenin beraber geleceğine hükmetmiş. Yargıtay üst derece bir mahkemedir ve doğallığında kararları içtihat niteliği taşır, buna uyulması zorunludur. Buna rağmen hapishane idaresi talebimi reddetti. Kararın yanlış yazıldığı iddasıyla reddetmişler. İnfaz Hakimliğine başvurdum, orası kabul etti. Fakat hapishane savcısı itiraz etti ve ACM Yargıtay kararını tanımayarak başvurumu reddetti. Üstelik kararında; yönetmelikteki ibarenin yanlışlıkla yazılmadığını, buna dayanarak eğer aileler beraber görüşe girerse, güvenlik zafiyeti olacağını, ağırlaştırılmışların doğal olarak farklı bir muameleye tabi tutulması gerektiğini söylemiş! Yani bir yerel mahkeme üst derece mahkemenin kararını tanımıyor. Üstelik kendini de kanun koyucu yerine koyup, onun yanlışlıkla yazdığını iddia ediyor. Böyle bir mantık olabilir mi diyeceğim ama birçok mahkemede bunu sizler de görüyor, yaşıyorsunuz. Yargıtay Bşk. bas bas bağırıyor, yerel mahkemeler bizi tanımıyor diye. Cumhurbaşkanının Danıştay, Yargıtay, AYM, AİHM kararlarını tanımadığı yerde; burada, yerel mahkemenin, hapishane idarecisinin Yargıtay kararını tanımaması doğal. Ama normal değil. Ağırlaştırılmış müebbetlerin özel bir tecrite tabi tutulduğunun göstergesidir bu. Yasada sınırlı haklar da bunun gibi keyfiliklerle engelleniyor. ‘Siz ağırlaştırılmışsınız, tabii ki hakkınız olmayacak’ mantığıyla hareket ediyor. İdarecisinden, mahkemesindeki cüppeli celladına kadar böyle…
Devam edeyim olmayan haklarımıza;
7 yıllık Ölüm Orucu Direnişi ve 122 şehitle kazandığımız sohbet hakkı birçok hapishanede 10 kişi 10 saat olarak uygulanmıyor. Ağırlaştırılmışlar ise tamamen bu hak dışında kabul ediliyor. 45/ 1 sayılı genelgede ağırlaştırılmışlara bu hak tanınmaz denilmiyor oysa. Tam tersine en çok da tek başına kalan insanların bu hakka ihtiyacı var.
Spor, kütüphane, çeşitli eğitim faaliyetlerine beraber çıkma hakkı tretmana bağlı değil. Bunun yanında çıkmak isteyen de teker teker çıkarılıyor. Spora, kurslara tek başınıza çıkarılıyorsunuz. Orada bile ikinci bir insanı görmeniz yasaklanıyor. Gerek havalandırma süresinde, gerekse de bu faaliyetlerde her zaman iyi hal tek başına kalmanıza gerekçe olarak sunuluyor.
Hasta olduğunuzda yanınızda refakatçi olması bir zorunluluktur. İhtiyaçlarınızı tek başınıza karşılayamayacağınız durumlarda refakatçi verilir. Ama ağırlaştırılmışlık öyle bir rejim ki bu gibi durumlarda dahi refakatçi verilmiyor. Ameliyat olursunuz ve tek başınıza iyileşmeyi beklersiniz. Bu nedenle ölümcül bir durum olana kadar ağırlaştırılmışlar ameliyat olmayı göze alamazlar.
Ölümde, ağır hastalıklarda cenazeye gitme hakkı verilir tutsaklara –ki, çoğu, siyasi şubenin kararlarıyla normal tutsaklar bile kullanamaz bu hakkı…- . Ama ağırlaştırılmışsanız zaten böyle bir hakkınız hiç yoktur. Ölene kadar sevdiklerinizden ayrısınızdır, cenazelerine bile katılamazsınız.
Tüm bunlar, ağırlaştırılmış müebbet olmanın, müebbet hapsin ağır hali değil, bambaşka bir infaz rejimi olduğunu gösteriyor. O derece ki, infaz kanununda, hapishanelerle ilgili yönetmeliklerde, yasalarda yapılan hiçbir değişim ağırlaştırılmışları kapsamaz. Ağırlaştırılmışlar için ayrı bir yasa gerekir. Bu, kişiyi yavaş yavaş öldürmek için tasarlanmış tecritin en ağır halidir. Ağırlaştırılmış tecrit ya da yavaş yavaş öldürme rejimi dememin nedeni budur. Modern hukuk sistemlerinde de, insan ahlak ve etik değerleriyle de hiçbir şekilde örtüşmeyen bu infaz modeli derhal kaldırılmalıdır.
Dirençle selamlıyor, kucaklıyorum. Umutla kalın…




[blogger]

Author Name

Halkın Sesi TV

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.