1 mayıs açıklamalar adana alibeyköy almanya altınşehir amed amerika anadolu anadolu alevi hareketi anadolu federasyonu anadolu kültür merkezi ankara antakya antalya antep anti-emperyalist cephe armutlu armutlu haber ataşehir avcılar avrupa avusturya bağcılar bahçelievler bakırköy basın emekçileri meclisi bayrampaşa belçika belgesel beşiktaş beykoz boğaziçi bulgaristan bursa cephe milisleri çağlayan çanakkale çayan çayan mahallesi çekmece çerkezköy dağevleri denizli dersim dev-genç devrimci alevi hareketi devrimci işçi hareketi dhkc dhkc gerilla direnişler diyarbakır doğançay duyurular dünya düzce elazığ emekli meclisi esenyurt eskişehir festival filistin filmler FOSEM Fransa galatasaray gazi Gebze gençlik gerilla giresun gözaltı grup yorum gülsuyu gülsuyu gülensu gündoğdu hacı ahmet Hacıahmet hacıhüsrev halk bahçesi halk cephesi halk meclisi halkın hukuk bürosu halkın mühendis mimarları hasan ferit gedik hasköy hatay hindistan hollanda Isparta idil halk tiyatrosu idil kültür merkezi ikitelli ingiltere İngiltere istanbul isveç isviçre İsviçre işçi meclisi italya izmir kadıköy kampanyalar kamu emekçileri cephesi karadeniz kartal kazova kazova bülten kınık kıraç kocaeli kore kurslar kuruçeşme küba küçükçekmece kültür sanat kütahya lubnan malatya maltepe Maraş mardin Mektuplarımızla Tecriti Kıralım mersin muğla Muharrem Karataş munzur nurtepe okmeydanı ortaköy ömürtepe örnektepe piknik Polonya radyo röportajlar sakarya samsun sanat meclisi sarıgazi sesli okuma Sevgi Erdoğan Vefa Evi siirt silivri silvan sinop spor suriye sümerler şiir şiirler şişli taksim tavır dergisi TAYAD tekirdağ tiyatro Tokat trabzon tuzla türkiye UTMP videolar wan yalova yenibosna yeşilkent yunanistan yürüyüş dergisi Zürich

Didem Akman Anlatıyor: Neden Ölüm Orucu Yapıyoruz? -4-


(mektup-4)
Merhaba yeniden…
Ağırlaştırılmışların hukuki olarak ve pratikte nasıl işkence yaşadığından bahsetmiştim daha önceki mektuplarımda. Şu an belki birçok kişi kendinden uzak görüyor bu durumu, fakat öyle değil. Ağırlaştırılmış müebbet denilen ağırlaştırılmış tecrit modeli bütün bir halkı ilgilendiriyor. Halka karşı bir silah olarak kullanılıyor, bu yanıyla da herkesin karşı çıkması gereken bir işkencedir.
Ağır tecrit ya da zamana yayılmış idam infaz rejimi, tüm insanlık tarihi boyunca yapılan cezalandırmaların toplamıdır aslında. Hem bedene, hem duygulara, hem de düşüncelere ceza uygulanır. Tutsak olmak, özgürlüğünden mahrum kalmaktır. Fakat ağırlaştırılmış tutsaklık insana dair ne varsa bunların tamamından mahrum olmak anlamına gelir. İnsanın gelişimini incelediğimizde, üretim içinde hem bedensel, hem beyinsel gelişimini sürdürdüğünü görüyoruz. Ağırlaştırılmışlarda bir gelişim değil, bir gerileyiş söz konusu. Üretmek için ihtiyacınız olan araçlar, olanaklar, dışarıdan gelen uyarıcıların tamamından soyutlanmış durumdasınız çünkü. Bir konuyu sorup tartışabileceğiniz araçlar yanınıza verilmediği gibi zaten bedeniniz her yönden çürütülüp yok edilmeye göre programlanmış durumda.
Dışarıda özellikle tüm gününü bilgisayar başında geçirenlerde görülen hareketsizliğin yarattığı birçok hastalık, ağırlaştırılmışlar için özel olarak tasarlanmış durumda. İradi olarak bu hastalıklar boy versin diye yapılıyor. Kas-iskelet ağrıları, panik atak, alerji (güneşe ve havaya) ve asosyallik… Bunlar ağırlaştırılmışlarda görülen normal hastalıklar. Çünkü hareket imkânı, havayla güneşle temas ve insanla temas tamamıyla yasaklanıyor.
Kötü olan bütün bu baskı ve işkencenin doğal ve meşru karşılanması. Yaşadığımız sorunlarla ilgili, gazetecilere, DKÖ lere ailelerimizi yolladığımızda, ‘çocuğunuz ne için yatıyor hapishanede?’ sorusu geliyor. Ne için yatıldığı işkenceye meşruluk mu kazandıracak? Bir seri katil bile olsa kişi, ‘oh!’ mu diyeceğiz? Demokratım diye geçinenler bunu yaparken bilinçsiz milyonların farklı düşünmemesi de normal. O demokratlar bugün değilse yarın ağırlaştırılmışların kapatıldığı hücrelere kapatılacaklar. Tarihten de mi öğrenmiyorlar? F tipi güzellemeleri yapanlar, o hücrelere kapatılınca ‘tecrit, işkence’ diye bas bas bağırdılar. 122 insanımız ölürken kılları kıpırdamıyordu, sansürlüyorlardı cenaze haberlerini bile. Sanıyorlar ki çok büyük şeyleri yapanlara verilen bir cezadır. Hayır, şu an tabiri caizse çerez gibi ağırlaştırılmış tecrit dağıtılıyor cüppeli cellatlar tarafından.
İşte Mustafa Koçak örneği! Dahli olmayan bir olayda delil yokken, ispat yokken, savunması bile alınmadan sadece bir itirafçı ifadesiyle ağırlaştırılmış verildi. İşte Gazi davası… Bu düzene muhalifseniz bir yasal mitinge katıldıysanız bir gizli tanıkla hakkınızda yalanlarla dolu ifade alınıp ağırlaştırılmış verirler. Gazetelere, internete yazdığınız bir yazıdan, çizdiğiniz bir resimden ağırlaştırılmış verirler. Ve de uygularlar. O zaman mı hücrenin vahşetini konuşmaya başlayacaksınız? O süreç başladı çoktan. Bugün durdurulmazsa bu hücrelerle herkes tanışacak. Açım diyenler de, işsizim diyenler de… Çünkü ağırlaştırılmış uygulaması hem kendinden olmayanı ailesiyle birlikte cezalandırma, hem de halkı sindirmek için uygulanan özel bir infaz rejimidir. Hukukun, kanunun askıya alındığı sadece sizi yok etmeyi hedefleyen, sizi insanlıktan çıkarıp paçavraya çevirmeyi hedefleyen bir infaz rejimidir.
Bu doğal görme- meşru görme hali, hapishanede de her türlü işkenceyi, kötü uygulamayı, yoksunluğu hak ediyorsun şeklinde bir yaklaşımı getiriyor. Herhangi bir talebimiz olduğunda ‘sen zaten ağırlaştırılmışsın’ cevabı veriliyor. Ya aşağılanıyor, ya da intikamcı bir tavırla karşı karşıya kalıyoruz. Bu kişisel olarak personelin yaklaşımıyla ele alınacak bir tutum değil. Genel bir bakış açısının sonucu. Ağır tecrit cezasının bir intikam cezası olması, en tepeden yasa koyucudan en alta hapishane idarecilerine, gardiyanlara kadar inen bir yaklaşımı da yanında getiriyor.
Emperyalist kurum- kuruluşların standartlarını dikkate alacak değiliz elbette. Tecrit uygulaması en başta AB patentli bir uygulamadır. Bununla birlikte BM’nin insanı tek başına kapatıp insanla temasına konulan sürenin 15 günü aşmaması gerektiği, tekbaşına kapatılmanın bir ceza olarak kısa sürmesi gerektiği yolundaki kararları da bu devletin altına imza attığı konulardır. Hapishanede yapılan eylemler için verilen disiplin cezalarından en ağırı hücre cezasıdır. Hukuken de bu ağırlık kabul edildiği için diğer cezalar 3 aya kadar uzatılırken (iletişim, görüş…) hücre için en fazla 20 gün verilir. Ama ağırlaştırılmış müebbetler hücrede ömür boyu kalıyor.  Bu bir çelişki değil midir? Hukuk, kâğıt üzerindedir. Sınıf çelişkileri ne hukuk tanır, ne yasa, ne adalet… 
Ağırlaştırılmış uygulamasının, her şeyden önce, ne yapmış olursa olsun, bir insana hak/reva görülmesini engellemek zorundayız. Bunun için de ağırlaştırılmış müebbet diye yapılan tanımlamayı gerçek anlamıyla kullanmak zorundayız. Zaman yayarak öldürme, yavaş idam, ağırlaştırılmış tecrit diyeceğiz bu cezaya ki meselenin özüne parmak basalım.
Bu özel infaz rejimi yasalarda yer aldığı için hukuki görülebilir. Fakat insanlık tarihi açısından meşru değildir. İşkenceye karşı geliştirilen tavır gibi, evrensel, ilkesel bir tavır gösterilmelidir.
Türkiye siyasi tarihi göstermiştir ki, faşizmin hukuku evrensel hukuk normlarına göre işlemez. Faşizmin hukuku içinde yer alan her ceza, her cezalandırma aracı ve yöntemi; halka karşı savaşta halkı sindirmek, halkı için mücadele edenleri yok etmek için kullanılır.  Bazen kimi hassasiyetler öne çıkarılarak bir meşru kılıfla yasal güvenceye kavuşturulan bu saldırı araçları, en kısa sürede milyonlarca halka çevrilir. (kadın/çocuk ölümleri, taciz/tecavüzler, milliyetçi dinci duygular… gibi) faşizmin elindeki her silah böyle kullanılır. Hukuk bugün nasıl ki işini, ekmeğini isteyenleri cezalandırma aracı olarak kullanılıyorsa hapishane ve infaz rejimleriyle ilgili yöntemler, yasalar da böyle kullanılır. Cumhurbaşkanının yüzüne karşı ‘çocuklarım aç’ diye bağıran bir kişiye anayasal düzeni değiştirmekten ağırlaştırılmış tecrit cezası verilmeyeceğinin garantisini kim verebilir?
5 yıl önce bunu söylesek belki gülerdiniz. Ama bugün düşünüyorsunuz ve ‘olur mu olur’ diyorsunuz. Evet olur, olacak. Çünkü bir halk adalete aç ve artık susmuyor, susmayacak. Halkın sesi daha gür çıktıkça, ‘açım, işsizim, adalet istiyorum’ diye daha gür haykırdıkça o sesi susturmak için her türlü silahını kullanacak faşizm. Ağırlaştırılmış tecrite karşı olmak, zaman yayılan idama karşı olmak, faşizmin yarın size yönelteceği silahı elinden almaktır.
Sanılmasın ki ben bu koşullarda yaşayamıyorum diye ölüm orucu yapıyorum.  Hayır, ben irademle, inancımla, her türlü koşulda mücadelemi sürdürüyorum. Ama ben bir devrimciyim. Kendim için değil, halkım için, halkımın geleceği için engel olan ne varsa onu ortadan kaldırmak adına can feda demekten geri durmam. Bugün binlercesine, yarın milyonlarcasına yönelmesin bu saldırı diye bir çığlık oluyorum. Direnişimi böyle anlamanızı isterim.
11 yıldır tutsağım. 8 yıldan fazlası tekli hücrede geçti. 8 yıldır insana hasretim. Ama 8 yıldır halkın mücadelesiyle bağlarımı hiç koparmadım. Fiziken sizlere en uzak, tabiri caizse (Şakran Hukuksuzluk Cumhuriyeti koşullarını da dikkate alırsak) cehennemin dibindeyim. Ama aynı zamanda sizin en yakınınızda, vicdanınızın orta yerindeyim. Sizin acılarınızla öfkeleniyor, sevincinizle gururlanıyorum. Kendi geleceğim, halkın geleceğinden bağımsız değil. Halkımızın özgürlüğü ve adalete kavuşacağı günler için savaşıyorum. Benim, bizim direnişimize katacağınız ses, bizi desteklemek için değil, kendi geleceğinizi kendi ellerinize almak için olacak. Kader diye, fıtrat diye dayatılan ölümlere, sömürüye, zulme sessiz kalmayın. Şairin deyimiyle ‘bu cehennem/ bu cennet vatan bizim’… Bir avuç saraylının ve onun cüppeli, üniformalı cellâtlarının değil. Bizim olana sarılmadığımız için bunca güçlü görünüyorlar. Değiller!
Hep bir ağızdan konuşmaya başladığınızda gücün nerede olduğunu göreceksiniz. Güç halkta, yalnızca örgütlü halkta. Haklılığımızdan gelen gücümüzü, adaletsizliği yok edecek güce çevirebiliriz. Kendi sessizliğinize ses verdiğiniz, kendi kabuğunuzdan çıktığınız gün, korku duvarlarınıza vicdanınızın balyozuyla vurduğunuz gün; size düşman, bize düşman olan bu sömürücülerin, bu zalimlerin, bu ahlaksızların soysuzların korkusunun büyüklüğünü göreceksiniz.
Gelin adalet için hep birlikte safa duralım. Hırsız katillerin korkularını gerçek kılalım. Ekmeğe, adalete doyalım, çocuklarımızı doyuralım.
Umutla kalın.


[blogger]

Author Name

Halkın Sesi TV

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.