1 mayıs açıklamalar adana alibeyköy almanya altınşehir amed amerika anadolu anadolu alevi hareketi anadolu federasyonu anadolu kültür merkezi ankara antakya antalya antep anti-emperyalist cephe armutlu armutlu haber ataşehir avcılar avrupa avusturya bağcılar bahçelievler bakırköy basın emekçileri meclisi bayrampaşa belçika belgesel beşiktaş beykoz boğaziçi bulgaristan bursa cephe milisleri çağlayan çanakkale çayan çayan mahallesi çekmece çerkezköy dağevleri denizli dersim dev-genç devrimci alevi hareketi devrimci işçi hareketi dhkc dhkc gerilla direnişler diyarbakır doğançay duyurular dünya düzce elazığ emekli meclisi esenyurt eskişehir festival filistin filmler FOSEM Fransa galatasaray gazi Gebze gençlik gerilla giresun gözaltı grup yorum gülsuyu gülsuyu gülensu gündoğdu hacı ahmet Hacıahmet hacıhüsrev halk bahçesi halk cephesi halk meclisi halkın hukuk bürosu halkın mühendis mimarları hasan ferit gedik hasköy hatay hindistan hollanda Isparta idil halk tiyatrosu idil kültür merkezi ikitelli ingiltere İngiltere istanbul isveç isviçre İsviçre işçi meclisi italya izmir kadıköy kampanyalar kamu emekçileri cephesi karadeniz kartal kazova kazova bülten kınık kıraç kocaeli kore kurslar kuruçeşme küba küçükçekmece kültür sanat kütahya lubnan malatya maltepe Maraş mardin Mektuplarımızla Tecriti Kıralım mersin muğla Muharrem Karataş munzur nurtepe okmeydanı ortaköy ömürtepe örnektepe piknik Polonya radyo röportajlar sakarya samsun sanat meclisi sarıgazi sesli okuma Sevgi Erdoğan Vefa Evi siirt silivri silvan sinop spor suriye sümerler şiir şiirler şişli taksim tavır dergisi TAYAD tekirdağ tiyatro Tokat trabzon tuzla türkiye UTMP videolar wan yalova yenibosna yeşilkent yunanistan yürüyüş dergisi Zürich

Halkın Hukuk Bürosu-Enternasyonal Büro: İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya Zorunlu Cevap



DİRENİŞİMİZİN GÜCÜ KARŞISINDA YALANLARDAN MEDET UMAN, DEMAGOJİ YAPAN
İÇİŞLERİ BAKANI SÜLEYMAN SOYLU’YA ve CUMHURBAŞKANI R. TAYYİP ERDOĞAN’A ZORUNLU CEVAP:
EBRU VE AYTAÇ’IN DİRENİŞİ HAKLI VE MEŞRUDUR
GAYRI MEŞRU OLAN SİZSİNİZ!
EBRU SİZE “HODRİ MEYDAN” DEMİŞTİ. BİZ DE DİYORUZ: HODRİ MEYDAN!
GÜCÜNÜZ VARSA GERÇEKLERI SÖYLEYIN!


Adalet savaşçısı meslektaşımız halkın avukatı Ebru Timtik, AKP faşizminin adaletsizliğinin karşısına açlığı ile dikildiği, canını cüppe yaparak halkın avukatlığına devam ettiği direnişinin 238. Gününde ölümsüzleşmişti.
Direnişin gücü, taleplerin haklılığı karşısında acizleşen AKP faşizmi çareyi, önce İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül aracılığı meslektaşımız, yoldaşımız, halkın avukatı Ebru Timtik’e ve Ebru Timtik üzerinden, başta İstanbul Barosu olmak üzere, barolara ve Ebru’nun cenazesine katılan avukatlara saldırmakta bulmuştur. Ardından bizzat Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından saldırı daha üst perdeden ve açık tehditle sürdürülmüştür.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, adalet şehidimiz Ebru Timtik’in fotoğrafının İstanbul Barosu balkonuna asılması üzerine yaptığı konuşmasında İstanbul Barosu’nu hedef almış, Ebru Timtik’i “terör örgütü mensubu”, Ebru’yu sahiplenenleri de “terör destekçisi” ilan etmiştir.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ise adli yıl açılış töreninde yaptığı konuşmada, 'İstanbul Barosu'na asılan pankartın, şehidimizin savcı Mehmet Selim Kiraz'ın kemiklerini sızlatmanın ötesinde anlamları olduğunu düşünüyoruz. Önümüzdeki dönemde avukatlıktan teröristliğe uzanan bu kanlı yolun önünü kesmek için gerekeni yapacağız' diye konuşmuştur.

AKP’nin Direniş Karşısındaki En Büyük Silahı: Yalan ve Demagoji
AKP faşizminin avukatları ve baroları hedef alan bu saldırılarında en büyük silah da her zamanki gibi yalanlar, iftiralar ve demagojiler olmuştur.
Saldırının amacı ise açıktır: direnişe ve direnişçilere yönelik sahiplenmeyi engellemek.
Baroların AKP faşizminin saldırıları karşısında yıllardır süregelen suskunluğu; görmezden gelen, geçiştirmeci, uzlaşmacı yaklaşımları AKP faşizminin avukatlara ve barolara yönelik saldırılarını her geçen gün artmasına neden olmuştur. Ancak son süreçte halkın avukatlarının direnişinin yarattığı etki AKP’nin oyununu bozmuş, avukatlarda ve barolarda ciddi bir karşı duruş ortaya çıkmıştır. Halkın avukatlarının direnişi yalnızca faşizmle halk arasında barikat olmakla kalmamış, avukatlara ve barolara mesleki, siyasi ve toplumsal sorumluluklarını da hatırlatmıştır. Faşizmin tüm saldırılarına rağmen avukatların ve baroların direniş süresince, özellikle son süreçte aldıkları olumlu tavır ve Ebru’nun cenazesinde gösterdikleri sahiplenme işte bu etkinin sonucudur.
AKP faşizmi bugün baroları hedef alarak direnişin yarattığı bu etkiyi yok etmeyi, sahiplenmeyi engellemeyi amaçlamaktadır. Bu yüzden her türlü yalan, demagoji, iftira ve hatta açık tehdide de başvurmaktan çekinmemektedir.

“Milletin Vicdanı” İle Oynayan Kim?
Avukatları ve baroları hedef alan açıklamasında Soylu, “Bugün bir terör örgütü mensubunun fotoğrafını İstanbul Barosu'na asanları şiddetle telin ediyorum, kınıyorum, ayıp diyorum, yazık diyorum. Yazıklar olsun. (…) İstanbul Barosu’na da yazıklar olsun, İstanbul Barosunun yöneticilerine de yazıklar olsun. Savcı Selim Kiraz’ı şehit eden, bu ülkeyi huzursuz etmeye çalışan, jandarmamızın dağda fellik fellik arayıp etkisiz hale getirdiği DHKP-C terör örgütü mensuplarının fotoğrafını bugün İstanbul Barosuna asanların bu milletin değerleriyle hiçbir ilgisi yoktur. (…) Emniyet mensubu arkadaşlarımız derhal o fotoğrafı oradan kaldırdılar ama bu milletin vicdanı ile oynamasınlar” demiştir.
Şimdi soruyoruz: Milletin vicdanı ile oynayan kim? “Şehit savcımızın katilleri” yalanıyla, savcı Mehmet Selim Kiraz davasıyla hiçbir ilgisi bulunmayan bir avukat hakkında, bile isteye yalan söyleyen Süleyman Soylu mu; yoksa haklı bir talep uğruna, ölümü göze alarak direnen ve ölümsüzleşen bir avukat ve onu sahiplenen meslektaşları mı?
Cevap çok açık değil mi?

Süleyman Soylu Yalancıdır İftiracıdır
Süleyman Soylu, “hayır öyle değil” diyorsa açıklamalıdır; Ebru Timtik veya Halkın Hukuk Bürosu üyesi başka bir avukat hakkında Mehmet Selim Kiraz’ın ölümüyle ilgili herhangi bir iddia var mıdır? Varsa ispatlasın!
Biz söylüyoruz; hayır, ne Ebru’nun ne de başka bir meslektaşımızın bu olayla bir ilgisi vardır. Hatta haklarında ne yargılanıp cezalandırıldıkları dosyada ne başka bir dosyada böyle bir iddia bile yoktur.
Süleyman Soylu bunu bilmemekte midir? Elbette çok iyi bilmektedir. Ebru Timtik ve diğer avukatların yargılandıkları davanın iddianamesi ve tüm dosya hem Soylu’nun hem de emrindeki gazeteci kılıklı tetikçilerin bilgisi dahilindedir. Süleyman Soylu bu davanın tüm aşamalarını en yakından takip etmiş, takip etmekle kalmamış gerektiğinde müdahale etmekten de çekinmemiştir. 14 Eylül 2018’de mahkemenin tahliye ettiği halkın avukatlarını, 10 saat sonra talimatla tutuklatan kişi Süleyman Soylu’dur. Arkadaşlarımız Ebru ve Aytaç ölümün eşiğine gelmişken, Adli Tıp Kurumu bile hapishanede kalamazlar raporu verdiği halde tahliye edilmelerini engelleyen de Süleyman Soylu’dan başkası değildir.
Daha dava devam ederken, arkadaşlarımız hakkında hiçbir hüküm verilmemişken televizyon ekranlarına çıkıp “masumiyet karinesi” denilen ilkeyi ayaklar altına alıp arkadaşlarımızı “örgüt üyesi” ilan eden, “örgütün en önemli biriminin Halkın Hukuk Bürosu olduğu” hükmünü veren bir hakim veya bir mahkeme değil Süleyman Soylu’dur.
Süleyman Soylu bunca yalanı söylerken, yargıya bu kadar açıktan talimat verirken dahi halkın avukatlarının savcı Mehmet Selim Kiraz dosyasıyla bağı olduğunu iddia etmemiştir. Buna rağmen Süleyman Soylu’nun bugün çıkıp bu şekilde yalan söylemesi, halkın avukatlarının Mehmet Selim Kiraz dosyasıyla bağı olduğunu iddia etmesi, AKP medyasının da bu yalanlara sarılmasının tek nedeni direnişin gücü karşısındaki acizlikleridir. Çünkü karşılarında haklı bir talep için “hodri meydan” diyerek canını ortaya koyan, ömrünü adalete adamış bir avukatın ölümü gerçeği var. Süleyman Soylu, “milletin vicdanıyla oynamasınlar” diyerek halkın bu gerçekleri sorgulamasının, direnişi sahiplenmesinin önüne geçmek istiyor. Yandaş medya da yalan haberleriyle buna çanak tutuyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan Basit Bir Demagogdur
Demagoji; halkın isteklerine, ön yargılarına ve korkularına dayalı olarak yapılan siyaset ve destek arayışıdır. Demagoji yapan kişiye ise "demagog" denir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da, tıpkı Süleyman Soylu gibi, gerçekleri çarpıtarak, halkın milli ve dini duygularını istismar ederek demagoji yapmaktadır. Erdoğan açıklamasında şöyle diyor; Şehit savcımız Mehmet Selim Kiraz'ı katleden terör örgütü mensuplarına destek için açlık grevine giden avukatları bu kararlarından vazgeçirmek için, devlet üzerine düşeni yapmıştır.”
Ebru ve Aytaç’ın direnişinin talepleri çok açıktır. Adil yargılanma hakkı talep etmektedirler. Yani kağıt üzerinde zaten var olan bir haklarını uygulatmak için direnişi seçmişler, Ebru bunun için şehit düşmüştür. Peki, Erdoğan ne diyor? “Şehit savcımız Mehmet Selim Kiraz'ı katleden terör örgütü mensuplarına destek için açlık grevine giden avukatlar” diyor. Bu demagoji değilse nedir?
Erdoğan demagojisine şöyle devam ediyor; “Yargının hiçbir unsuru, herhangi bir ideolojinin emrine giremez. Yargının tek ideolojisi adalet olmak zorundadır.” Bunu söyleyen kişinin cumhurbaşkanı olduğu ülkede, yargının avukatlar dışındaki bütün unsurlarının AKP’nin emrine girdiğini, çoklu baro sistemi denilen sistemle amaçlanın avukatları-baroları da AKP’nin emrine almak için yapıldığını bilmeyen yoktur.
“Yargının tek ideolojisi adalet olmak zorunda” imiş. İki avukatın adil yargılanma hakkı için ölüm orucu yaptığı, bir avukatın bunun için şehit düştüğü, bir avukatın ölümün eşiğinde olduğu bir ülkede bundan ala demagoji olabilir mi?

Gerçeğin Gücü Karşısında Yalanlarınızın Hükmü Yoktur
Yalan Söylemekten Demagoji Yapmaktan Vaz Geçin!

Direnişimiz gücünü gerçeklerden almaktadır. Peki, nedir bu gerçekler? Her şeyden önce Ebru ve Aytaç’ın adil yargılanmadıkları gerçeğidir. Siyasi bir davada, siyasi iktidarın talimatlarıyla yargılanıp cezalandırıldıkları gerçeğidir. Haklı ve meşru taleplerinin karşılanmasının siyasi iktidarın talimatlarıyla engellenip ölmelerine seyirci kalındığı gerçeğidir.
Direnişimizin gücünü aldığı gerçek, Türkiye’de bağımsız yargı diye bir şeyin olmadığı, hakim ve savcıların AKP iktidarının emireri olduğu ve asla adalet dağıtamayacağı, hiç kimseyi adil yargılamayacakları gerçeğidir.
Hayır, öyle değil diyorlarsa açıklamalıdırlar: Ebru ve Aytaç adil mi yargılandılar? Öyleyse ilk duruşmada tahliye edildikten sadece 10 saat sonra neden tekrar tutuklandılar? Bu 10 saatte ne değişti? Bu 10 saatte hakim ve savcılara nasıl baskı yapıldı? Kapalı kapılar ardında hangi pazarlıklar döndü? Hayır, öyle değil diyorlarsa açıklamalıdırlar; O halde tahliye kararı veren hakimler neden iki gün sonra sürgün edildi? Neden yerlerine özel seçilmiş bir heyet atandı?
Hayır, öyle değil diyorlarsa açıklasınlar; Adli Tıp Kurumu’nun hapishanede kalamazlar dediği, ölümün eşiğine gelmiş Ebru ve Aytaç “kaçma şüpheleri olduğu” gerekçesiyle tahliye edilmezken, tecavüzcü ve katil bir uzman çavuş kaçma şüphesi olmadığı gerekçesiyle nasıl tahliye edilmiştir?
İşte Ebru ve Aytaç’ın direnişi bu nedenle haklı ve meşru bir direniştir. Direnişimiz gücünü bu haklılıktan ve meşruluktan almaktadır. Bu güç karşısında acizleşen AKP iktidarı yalanlardan medet umuyor, iftira atıyor, “milletin vicdanı”yla oynuyor.
Ama başaramayacaklar. Gerçeğin gücü karşısında yalanların hükmü yoktur.
“Göbels’in yalanları Hitler’i kurtaramamıştır. Yalanlarınız da sizi kurtaramayacak!”

BİZ KAZANACAĞIZ! DİRENİŞİMİZ KAZANACAK!
YAŞASIN ÖLÜM ORUCU DİRENİŞİMİZ!
EBRU TİMTİK ÖLÜMSÜZDÜR!
AYTAÇ ÜNSAL’I MÜCADELEMİZLE YAŞATACAĞIZ!
HALKIN HUKUK BÜROSU/ENTERNASYONAL BÜRO
PEOPLE’S LAW OFFICE/INTERNATIONAL OFFICE



[blogger]

Author Name

Halkın Sesi TV

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.