1 mayıs açıklamalar adana alibeyköy almanya altınşehir amed amerika anadolu anadolu alevi hareketi anadolu federasyonu anadolu kültür merkezi ankara antakya antalya antep anti-emperyalist cephe armutlu armutlu haber ataşehir avcılar avrupa avusturya bağcılar bahçelievler bakırköy basın emekçileri meclisi bayrampaşa belçika belgesel beşiktaş beykoz boğaziçi bulgaristan bursa cephe milisleri çağlayan çanakkale çayan çayan mahallesi çekmece çerkezköy dağevleri denizli dersim dev-genç devrimci alevi hareketi devrimci işçi hareketi dhkc dhkc gerilla direnişler diyarbakır doğançay duyurular dünya düzce elazığ emekli meclisi esenyurt eskişehir festival filistin filmler FOSEM Fransa galatasaray gazi Gebze gençlik gerilla giresun gözaltı grup yorum gülsuyu gülsuyu gülensu gündoğdu hacı ahmet Hacıahmet hacıhüsrev halk bahçesi halk cephesi halk meclisi halkın hukuk bürosu halkın mühendis mimarları hasan ferit gedik hasköy hatay hindistan hollanda Isparta idil halk tiyatrosu idil kültür merkezi ikitelli ingiltere İngiltere istanbul isveç isviçre İsviçre işçi meclisi italya izmir kadıköy kampanyalar kamu emekçileri cephesi karadeniz kartal kazova kazova bülten kınık kıraç kocaeli kore kurslar kuruçeşme küba küçükçekmece kültür sanat kütahya lubnan malatya maltepe Maraş mardin Mektuplarımızla Tecriti Kıralım mersin muğla Muharrem Karataş munzur nurtepe okmeydanı ortaköy ömürtepe örnektepe piknik Polonya radyo röportajlar sakarya samsun sanat meclisi sarıgazi sesli okuma Sevgi Erdoğan Vefa Evi siirt silivri silvan sinop spor suriye sümerler şiir şiirler şişli taksim tavır dergisi TAYAD tekirdağ tiyatro Tokat trabzon tuzla türkiye UTMP videolar wan yalova yenibosna yeşilkent yunanistan yürüyüş dergisi Zürich

Antakyalı Mehmet Rende: Sosyalist Olmaktan Asla Pişman Değilim

Merhabalar;

Öncelikle şunu belirterek yaptığım ve yayınlanmasını istediğim açıklamama devam etmek istiyorum;

Sosyalist olmaktan asla pişman değilim.

İkincisi ise, şu an yurtdışında (Suriye'de) bulunmam, bu durumun öyle kalacağı anlamına gelmesin. Ben elbet bir gün doğup-büyüdüğüm memleketime, Antakya'ma döneceğim. Ve tabi Anadolu'ma.

(Not 1: Açıklamamın okunmasını ve birçok insana ulaşmasını istiyorum. Bunu okuyan dostların yapmasını rica ediyorum.

Ayrıca, açıklamamın sonunda "Not 2" vardır.)

Bu açıklamayı neden yapma ihtiyacı duydum?

Aslında yaklaşık 7-8 yıllık bir süreç. Halk Cephesi'nin, Dev-Genç'in ve alanlarının demokratik kitle eylemlerine katılmamla başladı.

2013 yılı Nisan ayında babam arandı ve "oğlunuz terör örgütünün faaliyetlerine katılıyor..." denilerek o süreçten bugüne hala gönüllü olarak katıldığım çalışmalar, kitle gösterileri terörize edilmeye, bu yolla da ailem ve sevdiklerim, bana yakın olan insanlar tedirgin edilmeye çalışılıyordu polisler tarafından.

Geçtiğimiz haftalarda da Antakya'da bulunan babam, Antakya-Aşaoğukçular kavşağı Lazkiye Caddesi'nde bulunan Hatay İl Emniyet Müdürlüğü'nden aranarak görüşmek istemişlerdi. Babam, sağlık nedenleri ve henüz evimiz taziye evi (yakın zamanda nenemi kaybettim) olduğu için direk gidemedi. Lakin aradıklarında doğal olarak oğlu, yani benim için tedirgin oldu. Çünkü; faşizmin 'arananlar listesi' ve işbirliği içinde olduğu ülkeler arasındaki ilişkiyi biliyor. Bu nedenle Ayten Öztürk* örneğini yaşamamam için Lübnan'a gitmememi tembihlemişti.

(*: Ayten Öztürk, 9 Mart 2018'de Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havaalanı'ndan gözaltına alındı, gözaltından birkaç gün sonra ise Hariri'nin talimatı ile MİT'e teslim edildi. Altı aya yakın MİT işkencehanesinde kaldı ve Halk Cephesi'nin kampanyası sayesinde yeri öğrenildi.)

Bu aramadan kısa bir süre sonra ne olup-bittiğini öğrenmek için merkeze gitti. Kendisiyle görüşen bir kadın amir; yeni bir "pişmanlık yasası" çıktığını ve istersem ülkeye dönüş yapabileceğimi söylemiş. Buna ek olarak; kendisinin de yardımcı olabileceğini, hiçbir sorun yaşamayacağımı eklemiş. Yani bir nevi kefil olmuş...

İşte, esas olarak açıklamayı yapmamın nedeni budur.

Görüşmedeki amir kendi duygularıyla ve kararlarıyla hareket edemez, o amir devletini, yani her gün ülkemdeki krizin derinleşmesine, halkımın yoksulluğuna, insanlarımın işsizliğine ve nice dökülen kanımızın sorumlusu düzeninin diliyle babam ile görüşmüştür.

Tabi üslubu ailelerin düşüncesine göre belirli bir ton ve samimiyette olur. Ailem, küçüklüğümüzden, ta ilkokuldan yetişkin birer insan olana kadar beyinlerimize işlenen-işlenmeye çalışılan ve asla benimsemeyeceğim Kemalizm düşüncesinde -ki bu başlı başına bir çelişkidir Arap milliyetinden olan bizler için-. Ve görüşen yetkili polis amiri kendini buna göre şekillendirerek görüşür. Tıpkı muhafazakar insanların aileleriyle görüşen muhafazakar, milliyetçi insanların aileleriyle görüşen milliyetçi polisler ve hatta Alevi inancından olan ailelere "ben de Aleviyim, adım Hıdır..." vb. gibi yaklaşan polisler gibi.

Bu da bize "Osmanlı'da oyun bitmez" sözünün tekidini, değişmezliğini gösteriyor.

Ben de değişmeyeceğimi ve sosyalist düşüncede kalacağımı ve tabi "asla pişman olmadığımı, olmayacağımı" belirtmek istiyorum.

Niye?

Memleketim Antakya, her yerde olduğu gibi, fark olmaksızın adaletsizliklere, baskılara maruz kalan bir bölgedir. Tabi bu gerçek, halkın bilincinde unutturulmaya çalışılıyor. Bu nedenle, tarihi-eski olaylardan değil, herkesin dün gibi hatırladığı birkaç konuya değinerek neden pişman olmadığımı ve sosyalist düşüncede kalacağımı da açıklamama eklemek istiyorum;

2010 sonrası bölgemiz bayağı bir hareketlilik yaşıyordu. Coğrafyamızda emperyalizmin uygulamaya çalıştığı politikalar, halkın ilerici damarı olan devrimcilere yönelik saldırıları ardı ardına geliyordu. Çünkü bilinen bir şey vardır; devrimcilerin var olduğu yerlerde emperyalistler cirit atamaz.

İki örnek: Birincisi; Türkiye devrim tarihinde hala etkisi olan 6. Filo'ya karşı devrimci gençliğin ve halkın ayaklanması olayı. İkincisi ise; Devrimci Sol'un 12 Temmuz direnişi; "Türkiye oligarşisinin emperyalizme yaranma operasyonu" da diyebiliriz.

İşte, öyle bir süreçte, yaşım 'çocukluk' çağındayken, her ne kadar genç olsam da duyarsız kalamazdım ve ben de "bir şeyler yapabilirim" diyerek, yapılan kitlesel gösterilere, mitinglere katılıyordum. Ki birçoğu da mahallem Armutlu'da yapıldığı için ister-istemez içindeydik olanların. Ve zaten küçüklüğümden beri mahallemde buna benzer sayısız eylemler oluyordu, lakin 2010 sonrası yaşananlar daha bir farklıydı, çünkü artık tamamen anlayabiliyordum.

Bu süreci vatanımdan asla ayrı görmediğim -çünkü Antakya esas olarak bir parçasıdır- Suriye'ye saldırılar izledi. Bu defa emperyalizme, uşağı olan Türkiye oligarşisine karşı kinim daha da arttı ve elbette ideolojimi sosyalist olarak kesinleştirmem de bu sürece denk geliyordu. Çünkü emperyalizme karşı tek alternatif sosyalizmdir, düzen içinde umut olarak gösterilen tüm partiler birer çürümeyi ve umutsuzluğu temsil ediyor.

O süreçte neredeyse her gün İskenderun yolu üzerinden Reyhanlı çevreyoluna doğru sayısız tırlarla askeri araçlar gözümüzün önünden geçiyordu. Antakya'm, memleketim emperyalizmin yine bir askeri üssü oluyordu (Kel Dağı -Jebel Akra3- üssü). Bu silahlarla ve tabi Antakya'mın her yerinde görülmeye başlanan silahlı-kiralık 'cihatçılar' ile soydaşlarım (Nusayri tarikatından) ve tabi özünde aynı coğrafyanın evlatları olan, binyıllardır her ne kadar emperyalizmin aramıza koymuş olduğu mayınlı, telli sınırlar olsa da aynı kültürü yaşadığımız insanlarım katlediliyordu. Ve gün gün o canların katlediliş videolarına, fotoğraflarına gözümü kırpmadan kin ile bakıyordum.

İşte, bunlara karşı olduğumuz için neredeyle tüm günümü Antakya, Sweydiye (Samandağ), Harbiye ve belirli birçok yerde geçiriyordum, halkım bu olanlara karşı bizimle olsun diye ve zaten çoğuyla aynı fikirdeydik. Ve karşılığını da aldık.

Elbette faşizm de politikalarını uygulamak için yine bunların ardından operasyonlar, genç insanları yıldırma politikalarını hayata geçirmeye çalıştı.

Bu yaptıklarımdan kaynaklı asla 'pişman' değilim!

Süreç daha da hızlı ilerliyor;

Geldik 2013'ün bahar-yaz aylarına... Faşizm için hala bir 'korku' nedeni olan 2013 Haziran-Gezi Ayaklanması.

Ayaklanmanın nedenlerini ve ayrıntılarını değil. Yitirdiğimiz canları anacağım.

Memleketimden üç can, üç genç katledildi. Gazi Mahallesi'nden Abdullah, Ekinci Mahallesi'nden Ali İsmail -Eskişehir'de katledildi- ve Çekmece Mahallesi'nden olan, lakin her gün mahallem Armutlu'da beraber olduğum delikanlı yiğit Ahmet Atakan.

Bu üçünden sadece Ahmet'i birebir tanıyordum, tanımama neden olan da; katılmaktan ve savunmaktan çekinmediğim Haziran Ayaklanması'dır.

Babam aracılığıyla bana "pişmanlık yasası"ndan faydalanmamı öneren polis amiri, aynı binada, aynı üniformayla görevini sürdüren katilleri için de aynı duyarlılığı yapsın. O katillerin-polislerin adil bir şekilde cezalandırılmaları için 'ilgilensin'.

Biz mahalle halkı olarak Abdullah'ın kanını döküldüğü yerden silmedik, yıkamadık-üzerine su dökmedik. Ki biliniyor ki vurulup düştüğü yer halk tarafından kamulaştırılan bir alandır.

Biz yine aynı şekilde Ahmet'in kanını da yıkamadık. Vurulduğu sokağın başında, Gündüz Caddesi üzerinde 70-80 cm.lik bir alana Ahmet'in kanı birikmişti o gece. Ve Armutlu'da her oradan geçtiğimde sadece Ahmet'imin kanını görüyorum. Ve şimdi de kim ki o Ahmet Atakan Sokağı* başındaki, Ahmet'in mozaik resminin yanına gitse aynısını görür.

Çünkü Ahmet'e adalet sağlanmadı, Abdullah'a, Ali İsmail'e de aynı şekilde.

Analarımızın gözyaşları kurudu, gözleri bu kadar acıya dayanamadı ve artık eski ışıltısını veremez oldu. Hatice, Emel ve Emsal ana adalet için evlatlarından, evlatlarının mutlu günlerinde dökmeleri gereken gözyaşlarından mahrum kaldılar.

Bizler aynı karından olmayabiliriz, lakin onlarla ben ve daha niceleri kardeşiz. Anamız-babamız bir olmayabilir, amma bizler biriz.

Faşizmin-düzenin beyinlere işlemeye çalıştığı bencilliği de, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" anlayışını da tanımıyorum.

Yine uzun uzun yazabilirim, lakin burada da belirtmek istiyorum ki; Abdullah, Ali İsmail, Ahmet'i savunduğum, Onlara adalet istediğim ve sesleri olduğum için asla 'pişman' değilim. Onlara, Haziran Ayakanması'nda yitirdiklerimiz, halk ayaklanmasının şehitleri için adalet istemeye devam edeceğim.

(*: "Ahmet Atakan Sokağı" halk tarafından verilen isimdir. Sokak Elektrik Mahallesi'ne bağlı, eski ismi "Neşe Sokak".)

Yukarıda açıklamamda öz olarak iki konuya değindim, lakin bunlar, yani 'pişman' olmayacağım nedenler asla bir-iki konuyla sınırlandırılacak kadar değildir.

Daha sayamayacağım birçok nedenim vardır.

Örneğin; Berkin Elvan'a adalet istediğim için dönemin başbakanı olan Ahmet Davutoğlu'na -namı diğer Ortadoğu Faresi- 3 Ocak 2015'te Mersin'de, bizi duyması ve dikkatini çekmek için pankartlı karşılama yapmak istemiştik bir arkadaş ile. Tabi bilinen bir şey; onlar halktan korkarlar, kopuklar ve korumaları-polisleri tarafından özenle korunurlar.

Kendisi gelmeden yaklaşık 10 dakika önce sayısını bilmediğimiz bir polis topluluğu tarafından -sözde- kimlik kontrolü yapılmak istendi, verme zorunluluğu olmaması üzerine bulunma amacımıza yönelik "Berkin Elvan'ın Katilleri Yargılansın! Berkin Elvan Onurumuzdur-Ölümsüzdür!" sloganı atar iken gözaltına alındık. Bu gözaltında nereden tekmenin, yumruğun geldiğini, kimin derimizi çekip büktüğünü bilemiyordum. O darbeleri alırken tek hatırladığım sağ başparmağımın geriye doğru burkularak kırılması ve o an bunu yapan işkenceci polisin yüzündeki ifade. Evet, işkenceyi yaşayan biz idik, vücudunun her yeri moraran, kemiği kırılan… 'mağdur' olan ise polisler. Ki birkaç yıl sonra bu gözaltında şikayetçi olan polisler nedeniyle mahkemeden bana hüküm çıktı.

'Pişman' mıyım?

Asla!

Berkin Elvan tüm katledilen çocuklar adına bir semboldür. Ve Berkin halka mal olmuştur, faşizm ve yöneticileri de bunu bildikleri için hala akıllarından çıkaramıyorlar Berkin'i.

Halk Cephesi'nin emperyalist düzene alternatif olarak sunduğu sosyalist düzende olacakları gördüm. Bunlar daha çok İstanbul'un Gazi, Küçükarmutlu, Okmeydanı ve Çayan mahallelerinde idi.

Halk Cephesi, şu an her ne kadar eskisi gibi alanlarında aktif olmasa da hala faşizmi ve temsilcilerini tedirgin ediyor. Çünkü biliyorlar ki Halk Cephesi tabiri caizse "şehir efsanesi, padişahın korkusu" olmuş durumdadır.

Ok yaydan çıkmış bir kere, düzene alternatif olacağını gösterdi. Bu da yoğun saldırıların hedefi olmasına neden oldu. Lakin en yoğun saldırılar yaşanırken "Ülkeyi Yönetmeye Adayız" başlığıyla yine faşizme meydan okumuştu. Ki bu irade bile asla bitmeyeceğini gösteriyordu.

Bu mahalleleri ziyaretimde Hasan Ferit Gedik Uyuşturucuyla Savaş ve Kurtuluş Merkezi, Şenay-Gülsüman Halk Bahçesi, Halkın Mühendis Mimarları'nın Hasan Ferit Rüzgar Türbini, Halk Komiteleri tarafından Yoksul Mahallelerde Halk Marketi, Berkan Abatay 589 Spor Merkezi, birçok mahallede Halk Meclisi, halktan giriş ücreti adı altında haraç alan kent ormanı girişini tutma ve insanları ücretsiz olarak piknik alanlarına geçirme, mahallelerde yozlaşmaya karşı nöbet ve gençlerin-halkın devriyesi, Halk Korosu, Umudun Çocukları Orkestrası, Halkın Sağlıkçıları tarafından ücretsiz sağlık hizmeti, Kamu Emekçileri Cephesi tarafından gönüllü eğitim toplulukları ücretsiz olarak öğrencilere ders veriyorlar, Devrimci İşçi Hareketi öncülüğünde halk için uyguna üretim ve işsizlere kah direnerek, kah çevreden iş imkanları sağlanıyor. Birlik ve dayanışma ile ihtiyacı olan yoksullara, insanlara yardım ediyorlar, mahallelerde küs-kavgalı olanlar adil bir şekilde sorgulanıp Halk Meclisi heyeti tarafından barıştırılıyor, mahallelerde milliyetçilik, dincilik, particilik... kısaca halkı-insanları ayrıştıracak hiçbir şeye izin verilmiyor…

Daha sayısız güzellikler ile sosyalizmi Halk Cephesi sayesinde gördüm. Ve dedim ki; işte, umut ve kurtuluş budur.

Ve elbette bu uzun açıklamama eklemek istiyorum;

Ülkeden çıkmadan iki gün önce ana-babasının göz nuru olan bir genç kız ciğerinden vuruldu. Dilek Doğan; ailesinin tek kızı-meleği. Her fotoğrafını gördüğümde, gözlerine baktığımda tarifsiz bir acı ve tabi katili olan özel harekatçı polis Yüksel Moğultay'a vb. polislere öfkem. Bu yazımı o katil gibi olanların da okuyacağını biliyorum. Evet, sizlere öfkem var, çünkü suçsuz insanların kanları elinizde. Onurunuzu satmış kişiliklersiniz, ki bunu karakollarda yaptığınız sohbetlerinizde de çok açık gösteriyorsunuz. Dilek'in abisi kısa bir süre sonra tutuklanmıştı.

Bu vb. olaylar ülkeden çıktıktan sonra daha da arttı. Ve orada bulunamadığım için gün gün sadece dişlerimi sıkıyordum. Çünkü bizde bir halk kültürü vardır; acı günde beraber olmak acıyı ortak olmak-paylaşmaktır.

Aynı şekilde yakın zamanda ölüm orucu direnişinde yitirdiğimiz dört can için de.

Birebir tanımaktan onur duyduğum Halkın Sanatçıları olan Grup Yorum üyeleri Helin Bölek, İbrahim Gökçek. Onların sesi olan hemen hemen herkes gözaltına alındı, cenazesine katılanlara saldırıldı.

Adil yargılanma talebiyle bir Adalet Savaşçısı olan ve gerçek bir yiğit-delikanlı olan Mustafa Koçak. Yine aynı şekilde tüm sahiplenenler saldırıya uğradı, ailesi birçok kez kanunsuz olarak gözaltına alındı.

Ve tabi son olarak, müvekkili olmaktan büyük onur duyduğum, adaleti yaşamıyla savunan Halkın Avukatı Ebru Timtik. Kim ki adlarını dillendirse illa bir soruşturmayla karşılaştı, çünkü faşizme karşı büyük bir suç işlemişlerdi -Teyzesi de bunlardan biri-.

Suçu ne mi?

Elbette bizlerin avukatlığını yapmak.

Ve biz kimiz?

Aslında buna birçok cevap verilebilir, çünkü sayısız ve her yerdeyiz. Tabi bunu devrimci hareket tek bir sözde tanımlamış; Halk!

Birçok din, dil, renk-kültür, işçi-işsiz, memur, öğrenci ve ve ve.

Faşizm için ise biat etmediğimiz için boyun eğmesi, ıslah edilmesi veya tasfiye edilmesi gerekenler -Tabi bunun imkanı yok-.

Helin ve İbo sonsuza dek bizler için türkülerde-marşlarda var olacaklar. Koçak Mustafa adaletsizliğe karşı büyük manevi bir anıt.

Ebru Timtik ise, aslında kendi sözü gayet açık; "Avukat mezarında bile hak arar, hak!". Evet, avukatım Heval Ebru beni de tıpkı diğer müvekkilleri gibi savunmaya devam edecek. Çünkü bunun için bedel ödedi.

Son söz;

Böyle bir düzenin yoğun propagandası altında fikirlerimi, dünya görüşümü değiştirdim. Umudu gördüm, insanları-ailemi-çevremi sevdim, gerçek insan olmanın onuruna-mutluluğuna erdim. Bunu bana ve tabi nice insana veren sosyalist düşüncedir, Halk Cephesi'dir.

Bu düzen-faşizm, yani 'pişman' olmamı bekleyen düzen bana-bize, kimseye bir şey vermedi, veremez.

Açıklamamın başında yurtdışında, Suriye'de olduğumu belirttim. Evet, beş yıldır buradayım. Ve asla, bir günümü dahi vatanımı düşünmeksizin geçirmedim. Her günüm, anım, saniyem Anadolu’yla, orada tanıdıklarım, sevdiklerim ile. Bunu insanlar bilmeyebilir, lakin en azından ben biliyorum.

Ve yine belirteyim; ben sonsuza kadar yurtdışında kalmayacağım, elbet bir gün vatanıma döneceğim. Ne olacaksa olur, ama ben yine sahip olduğum düşüncelerden kaynaklı pişmanlık duymayacağım.

Antakya-Harbiyeli Ayten Öztürk 2018 Mart ayının ortasından Ağustos ayının sonuna kadar altı aya yakın işkencede kaldı. Çünkü O'da sosyalist düşünceye sahip olduğu için 'pişman' edilmeye çalışılıyordu. Günlerce sadece ismini alabilmek için kafasına vurdu faşizmin işkenceci MİT'çileri ve bunun neticesinde morluk, şişlik, kandan başka bir şey çıkmadı Direnç Çiçeği'nden.

MİT'çiler resmi bir kurumda işkence yapıyordu. O'nu soyduklarında kendileri gibi onursuz olacağını düşündüler. Evet, Ayten Öztürk günlerce çıplak kaldı işkencecilerin gözü önünde, lakin onursuz, alçak biri olmadı. Esas bunu O'na yapanlar alçak, onursuz düzenin sahipleriydiler.

Ayten Öztürk bir devrimci, sosyalist. O 898 yara nasıl ki ak cefası-onuru ise benim için de aynıdır, büyük acılar-ağrılar çekti, lakin "aman" dilemedi, "pişmanım" demedi. O 898 yara bende ve bu düşünceye sahip insanlarda açıldı.

Biz sosyalistler nice ölümlerin yanında, ayrıca 898 yara izi taşıyoruz, çünkü 'pişman' olmadık. Çünkü düşüncemizi bırakmadık, tarihimize ihanet etmedik.

Faşizm bunca yıldır birçok yön-yöntem denedi sosyalist düşünceyi teslim almak, ıslah etmek için. Yukarıda verdiğim örnekler bunlardan sadece bilinen birkaçı. Şimdi ise yeni yöntem olan "Pişmanlık Yasası"nı da tanımıyorum. Dostlara, sosyalist düşüncedeki yoldaşlarıma da diyorum ki; düşüncelerimizden vazgeçmeyeceğiz!

İki sınıf var, benim sınıfım-safım da; sosyalizm. Bundan Asla Pişman Değilim!

(Not 2: Her insan muhakkak bir iz bırakır bu dünyada. Bu nedenle bir nebze de olsa etkisi olabileceğini düşündüğüm bu açıklamayı okuyunuz.

Teşekkür ederim.)

Antakyalı Mehmet Rende

Ekim 2020 – Suriye

 

[blogger]

Author Name

Halkın Sesi TV

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.