1 mayıs açıklamalar adana alibeyköy almanya altınşehir amed amerika anadolu anadolu alevi hareketi anadolu federasyonu anadolu kültür merkezi ankara antakya antalya antep anti-emperyalist cephe armutlu armutlu haber ataşehir avcılar avrupa avusturya bağcılar bahçelievler bakırköy basın emekçileri meclisi bayrampaşa belçika belgesel beşiktaş beykoz boğaziçi bulgaristan bursa cephe milisleri çağlayan çanakkale çayan çayan mahallesi çekmece çerkezköy dağevleri denizli dersim dev-genç devrimci alevi hareketi devrimci işçi hareketi dhkc dhkc gerilla direnişler diyarbakır doğançay duyurular dünya düzce elazığ emekli meclisi esenyurt eskişehir festival filistin filmler FOSEM Fransa galatasaray gazi Gebze gençlik gerilla giresun gözaltı grup yorum gülsuyu gülsuyu gülensu gündoğdu hacı ahmet Hacıahmet hacıhüsrev halk bahçesi halk cephesi halk meclisi halkın hukuk bürosu halkın mühendis mimarları hasan ferit gedik hasköy hatay hindistan hollanda Isparta idil halk tiyatrosu idil kültür merkezi ikitelli ingiltere İngiltere istanbul isveç isviçre İsviçre işçi meclisi italya izmir kadıköy kampanyalar kamu emekçileri cephesi karadeniz kartal kazova kazova bülten kınık kıraç kocaeli kore kurslar kuruçeşme küba küçükçekmece kültür sanat kütahya lubnan malatya maltepe Maraş mardin Mektuplarımızla Tecriti Kıralım mersin muğla Muharrem Karataş munzur nurtepe okmeydanı ortaköy ömürtepe örnektepe piknik Polonya radyo röportajlar sakarya samsun sanat meclisi sarıgazi sesli okuma Sevgi Erdoğan Vefa Evi siirt silivri silvan sinop spor suriye sümerler şiir şiirler şişli taksim tavır dergisi TAYAD tekirdağ tiyatro Tokat trabzon tuzla türkiye UTMP videolar wan yalova yenibosna yeşilkent yunanistan yürüyüş dergisi Zürich

Anadolu’nun Sesi’nin Ayten Öztürk İle Yaptığı Röportajı Yayınlıyoruz

Anadolu’nun Sesi’nin Ayten Öztürk İle Yaptığı Röport
ajı Yayınlıyoruz

İşkenceyi Yapanlar Değil, Yaşayanlar Anlatacak!

Zaferi Belirleyecek Olan İşkenceye Karşı Direnmektir, Teslim Olmamaktır; Tıpkı Ayten Gibi!

Anadolu’nun Sesi Olarak Direnç Çiçeği Ayten Öztürk İle Röportaj Yaptık, İşkenceleri Yine ve Yine Kendisinden Duyun, Okuyun;

"Bizimle konuşmazsan buradan çıkamazsın" dediler.

Aynı kişi, kendisine sonsuz yetki verildiğini söyleyerek benimle her gün konuşmaya çalıştı...“

Anadolu'nun Sesi:

Tekrardan aramıza hoşgeldin Direnç Çiçeği Ayten Öztürk.

Bu sıfatı yoldaşlarınız, sevenleriniz sizin için verdi, her yerde de öyle tanıttı. Çünkü altı aya yakın, 898 yaraya rağmen solmadınız, kökünüzü bırakmadınız.

Evet, bizimle yapmayı kabul ettiğiniz röportajda da bu süreci ve ardından gelişen durumları anlatmanızı isteyeceğiz sizden.

Öncelikle, Beyrut-Lübnan'da havaalanından gözaltına alınma ve ardından yaşananları anlatabilir misiniz?

Ayten Öztürk:

Yaklaşık 10 yıldır Suriye'de yaşıyordum. Suriye'deki savaş nedeniyle dış hat uçak seferleri olmadığı için Lübnan üzerinden bir Avrupa ülkesine gidecektim. 9 Mart 2018 günü, Lübnan Havaalanı'ndan başka bir ülkeye gitmek isterken pasaportumdaki bir sorundan dolayı gözaltına alındım. 6 gün Lübnan'da gözaltında kaldım. Gözaltında kaldığım yerde yabancı uyruklu çok sayıda insan olduğu için oranın göçmenler bürosu olduğunu tahmin ediyorum. Altıncı günde Lübnan'daki Türkiye konsolosluğundan bir kişi benimle görüşmeye geldi. İsminin Kadri olduğunu söyledi... Kendini tanıttıktan sonra beni tanımaya çalıştı. Ben onunla konuşmak istemedim. Kendi telefonuyla resmimi çekip gitti.

Aynı günün akşamı beni panik halde çağırdılar. Hızla üst aramam yapıldı. Eşyalarım da çok hızlı arandı... Nereye götürdüklerini sorduğumda ilk başta bana cevap vermediler. Ben ısrarla sorunca, "buradan daha iyi bir yere gidiyorsun" dediler. Daha sonra gözlerimi bağlayıp ellerimi arkadan kelepçeleyerek bir araca bindirdiler. Araçtayken, "bize neden öfkelisin?" diye sordular. "Çünkü siz işbirlikçisiniz, kendi halkınıza bile ihanet ediyorsunuz? Benimle ilgili kimlerle ne anlaşması yaptınız?" diye sordum.

Gülerek sustular... Tekrar sordum, "nereye götürüyorsunuz beni?!" diye... "Tayyuni'ye, gezmeye" dediler. O zaman havaalanına götürüldüğümü anladım.

Havaalanına geldiğimizde, arabanın içinde gözlerimi ve ellerimi açtılar. Arabadan indirdiklerinde havaalanının bir özel giriş kapısının özünde yaklaşık 10-15 kişilik bir kalabalık gördüm. X-Ray cihazının önünde hostes kıyafetli orta yaşlı bir kadın, sivil giyimli güvenlik görevlileri vardı. Beni götürenlerle oradaki güvenlik görevlileri tartışmaya başladı. Havaalanı güvenlik görevlileri; "biz onu arayacağız, böyle olmaz" diye bağırıyorlardı. Beni götürenler ise; "biz aradık, hiç vaktimiz yok, uzatmayalım. Tamam sorumluluk bizde..." diyorlardı.

Ötekiler bir süre ısrarlarını sürdürseler de beni götürenler zorla ikna etti. Beni kör bir noktaya çektiler ve hızla arkamdan birileri yanaştı... Hemen ellerimi arkadan kelepçeleyip, gözlerimi bağlayarak başıma çuval geçirdiler... Daha sonra üstüme çullanıp hızla uçağa doğru koşturdular... Uçağa doğru koşturduklarını anladım çünkü beni çektikleri yer o kapıya yakındı. Uçağa bindiğimizde bir kişinin sesini duydum. "sorunsuz bir yolculuk geçirelim Ayten..." dedi.

Yol boyunca kimse konuşmadı. Hiçbir açıklama yapmadılar. Yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra uçak iniş yaptı. Ben inerken kaçırıldığıma, bana işkence yapıldığına dair slogan atmak istedim. Ağzımı açar açmaz ağzımı bantladılar... Hızla koştururcasına bir yere soktular. Ve aynı hızla birkaç kişi üstümdekileri çıkardı... İnsan değillerdi... Ahlaksızca laflar edip beni çıplak halde hücreye attılar. Birkaç dakika sonra giymem için bir şeyler verdiler. Gözlerim hala bağlıydı. Ellerimi bir an çözdüler giyindim. Sonra hemen tekrar arkadan kelepçelediler.

Aynı gün içinde beni başka bir odaya aldılar, biri benimle konuşmaya çalıştı. "Hoşgeldin Ayten. Biz seni tanıyoruz. Ama elimizde bazı bilgiler var sana da onaylatmak istiyoruz... " dediler.

Onlarla konuşmayacağımı, işkenceci olduklarını, beni bırakmak zorunda olduklarını söyledim.

"Bizimle konuşmazsan buradan çıkamazsın" dediler.

Yaklaşık 25 gün boyunca ellerim arkadan bağlı, gözlerim kapalı ve başıma çuval geçirilmiş halde kaldım. Bu sırada sürekli psikolojik işkence yapıyorlardı. Lavaboya günde iki-üç kez belli saatlerde götürüyorlardı. Tuvaletin kapısı yarımdı, tuvalette ve hücrede... her an izleniyordum.

Aynı kişi, kendisine sonsuz yetki verildiğini söyleyerek benimle her gün konuşmaya çalıştı... Konuşmak için her yolu denedi. Bazen hücreme gelip yanıma oturup beni ikna etmeye çalışıyordu. Bazen de tuvaletten sonra ellerimi yıkamaya gittiğimde... "Devlet senin için uçak kaldırdı. Seni serbest bırakacağımızı mı sanıyorsun? Bizi devlet yetiştirdi. Devlete kafa tutamazsın. Eninde sonunda konuşacaksın. Kimse buradan konuşmadan çıkamaz." diyorlardı.

Seslerden orada başkalarının da olduğunu duyuyordum. En az 7 hücre vardı. Her hücrede bir kişi... Onlardan bazılarına sürekli işkence yapılıyordu ve ben de bu işkence seslerini duyuyordum.

Gözaltına alındığım ilk günden beri açlık grevi yapıyordum. Çok sınırlı oranda sıvı veriyorlardı. Yaklaşık 25-30 gün sonra fenalaştım. Zorla müdahale için beni revir gibi bir yere götürdüler. Gözlerimi ilk olarak o zaman açtılar. Gözlerim birbirine yapışmıştı. Bir sıvıyı gözlerime dökerek açtılar. Beni sedyeye elastik bir şeritle sabitleyip serum verdiler. Bir yandan da kollarımı tutuyorlardı. Ayaklarımı da koli bandıyla birbirine bantladılar.

Zorla müdahaleden sonra bir kez daha konuşmayı ve beslemeyi denediler. Konuşmadım ve beslemelerine izin vermedim... Bir süre sonra benimle sürekli konuşmaya çalışan işkenceci beni başka birine devredeceğini söyledi.

Başka biri ile görüştürüldüm. "Konuşmamak senin tercihin. Ama burada uzun süre misafirimiz olacaksın. Artık buraya alışsan iyi olur." dedi. Yanındaki işkencecilere, ne istersem vermelerini söyledi... Onlardan bir şey istemedim.

Uzun süre kalacağımı anladım. Ben de kendimi ona göre programladım. Önce hücremin içini hayal ettiğim kişilerle doldurdum. Baş köşede şehitlerimiz, yanı başımda şehit olan abim, ablam ve yengem... Özgür tutsaklarımız... Hepsiyle günlük olarak düşüncelerimle sohbet ediyor, onlarla ilgili tüm bildiklerimi hatırlamaya çalışıyordum. Hangi saatte ne düşüneceğimi planlamıştım. Okuduğum kitapları, izlediğim filmleri tekrarladım. Yaptığım çalışmaları, bildiğim yerleri gözden geçirdim. Hafıza kaybı olmasın diye kelime oyunları yaptım, hesap yaptım, bildiğim tüm şarkıları, marşları belli saatlerde içimde söylüyordum. Kendime kurallar koydum, yasaklar koydum...

Onların sokmaya çalıştığı ruh haline girmemek için özel bir çaba harcadım. İrademi güçlü kılmak için doğru düşünce tarzını kaybetmemeye çalışıyordum. Diyalektik-materyalist düşünce tarzı... Bu şekilde düşünmek güç veriyordu. Yapmaya çalıştıkları her şeyin analizini yapıp ona göre çözümler, yöntemler üretiyordum.

Güçsüzlüğe, zayıflığa, duygusallığa asla izin vermiyordum. Bunun için sürekli bana kafanın içinde ne var, kafanın içindekileri çıkar diyerek vuruyorlardı, dakikalarca tokat atarak kendilerini tatmin ediyorlardı. Kendilerini güçlü zannediyorlardı. Elleri arkadan bağlı, tek başına bir kadına bu şekilde saldırarak güç gösterisi yapıyorlardı. Oysaki çok acizlerdi. Yöntemleri çok olduğunu söylemişlerdi ama yöntemleri tükenmişti. Ben orada ölümü göze almıştım. Ölümü göze alan bir irade karşısında hiçbir yöntemin hükmü olamazdı. Bunu kendileri de gördüler.

Gözlerimi açtıklarında hücrenin yapısını gördüm. 3-4 adımlık kuyu gibi bir yerdi. Tavanı çok yüksek. Kamera ve bir çeşit havalandırma sistemi vardı. Doğal hava ile hiç temas yoktu... Her tarafı halıfleksle kaplıydı. Zemin sert süngerle kaplıydı. Hücrenin içinde hiçbir şey yoktu. Kapının üst kısmında bir karışlık demir parmaklıktan sızan spot ışığıyla hücrenin bir köşesi aydınlanıyordu. Üst kattan kadın ayakkabı topuk sesi geliyordu. Başından itibaren günleri saydığım için bu seslerin mesai saatlerinde geldiğini ve oranın bir resmi kurum olduğunu anladım.

Bir süre sonra zorla besleme işkenceleri başladı. İşkence odasında beni duvardaki halkalara bileklerimden kelepçeleyip, biri bir yandan beslemeye çalışırken, biri de elektroşok veriyordu. Bu, bu şekilde bir süre devam etti... Ardından fiziki işkenceye başladılar. Yaklaşık 25 gün kesintisiz her gün beni işkence odasına götürüp askıya asarak işkenceye başlıyorlardı... Her gün farklı yöntemler denediler.

Hergün değiştirmedikleri yöntem elektroşoktu. Üstümü soyup çıplak yerlerime elektroşok verme, el serçe parmaklarımdan ve ayak başparmaklarımdan elektrik verme, kırbaç, copla ve parmakla taciz ve tecavüz girişimi, tekerleğe oturtup taciz etme, yere yatırıp falakaya çekme, düz ve tepetaklak askı, suda boğmaya çalışma, hücreye soğuk ve sıcak hava ile sigara dumanı kokusu verme, yüksek sesli müzik dinletme, tabutlukta saatlerce ayakta bekletme, susuz bırakma ya da zorla su içirme, saçlarımı çekip kafamı duvarlara vurma, tırnağımın altına sivri bir cisim sokup kanatma, tırnağımı yakma, gözlerimi ışığa tutma, bedenime bilmediğim bir sıvının enjekte edilmesi, zorla tedavi işkencesi... yapıldı.

Bir süre sonra benimle en son konuşan kişi, oradaki süremin dolduğunu ve beni adalete teslim edeceklerini söyledi. O gün kendi giysilerimden verdiler. Ellerimi bu sefer plastik kelepçeyle arkadan bağladılar. Gözlerimi de bağlayıp, yine çuval geçirdiler. Bir arabaya bindirdiler. Beni ortalarına oturtup kulaklarıma motosiklet sesinin olduğu bir kulaklık taktılar. Yaklaşık bir saatlik bir yolculuktan sonra arabadan indirdiler. Sert soğuk bir rüzgar esti. Aylar sonra havayla ilk temasım böyle oldu. Beni açık bir araziye bırakıp ellerimi ve gözlerimi hızla çözüp arabayla uzaklaştılar... Birkaç dakika içinde Ankara siyasi polisi hakkımda ihbar olduğunu söyleyip beni gözaltına aldı.

Üç gün gözaltında kaldıktan sonra, beni sahiplenenlerin yaptığı açıklamaların delil olarak gösterildiği uyduruk bir gerekçeyle tutuklandım. Savcıya ve hakime yaşadığım işkenceleri anlattım, vücudumda hala bariz olan izleri göstermek istedim. Bakmak istemediler. "Bizim konumuz değil, suç duyurusunda bulun" dediler. Ben de tutuklandıktan sonra suç duyurusunda bulundum. 25 kilo vermiştim, yaklaşık 40 kiloydum ve bedenimde 898 yara iz vardı. Buna rağmen kovuşturmaya yer yoktur cevabı verildi.

Yaralarım iyileşsin diye yaklaşık bir sene hakim karşısına çıkarılmadım. İfade eksikliği nedeniyle arandığım bir dosyadan SEGBİS üzerinden verdiğim savunma sonucu serbest bırakıldım. Ancak iki dosyanın birleşmesi kararı verildiği için tutukluluğum sürdü. 3,5 yıl sonra 2 ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla, ev hapsi kararıyla tahliye edildim.

Tahliye edildiğim ilk beş gün içinde iki kez gözaltına alındım.

Yaklaşık 6 aydır ev hapsindeyim. Ev hapsiyle işkence devam ediyor.

“Somut olarak onlarla işbirliği yapmamı istiyorlardı… Bana sözde özgürlüğü vaat ettiler.

İşbirliğiyle kazanılacak olan özgürlük değil, ömür boyu bir esarettir. Çürümedir, yok olmadır.”

Anadolu'nun Sesi:

İşkenceciler devlet memuruydu, ki bunu da kendi ağızları ile itiraf ettiler. Sizi de fiziki olarak öldürmek değil, daha çok canınızı yakmak ve bu şekilde teslim almak istiyorlardı.

Tabi istedikleri sonucu alamadılar.

Bu noktada şunu sormak istiyoruz;

İşkence sürecinde asıl olarak istenilen, sizden almaya çalıştıkları tam olarak ne idi? En çok sorulan ve üzerinde durulan konu ne idi?

Ayten Öztürk:

Benden istedikleri onlarla konuşmam, diyalog kurmamdı. Ve somut olarak onlarla işbirliği yapmamı istiyorlardı. Kime karşı işbirliği, nasıl bir işbirliği bunun ayrıntısına hiç giremediler. Sadece ne kadar güçlü olduklarını isterlerse beni otel odası konforunda bir yerde tutabileceklerini, konuşursam ve onlarla işbirliği yaparsam beni bırakacaklarını, hatta aldıkları yere geri götürüp bırakacaklarını ya da gitmek istediğim yere götürebileceklerini söylediler. Ev, araba, iş, para... ne istersem verebileceklerini söylediler. Bana sözde özgürlüğü vaat ettiler.

İşbirliğiyle kazanılacak olan özgürlük değil, ömür boyu bir esarettir. Çürümedir, yok olmadır. Orada tüm o işkencelere rağmen ben özgürdüm. Beynim özgürdü. Bedenime yapmadıklarını bırakmadılar, tanınmayacak hale geldim ama beynime dokunamadılar. "Yoruldum" demem için yalvarıyorlardı. Hiç demedim. Daha çok saldırganlaşıyorlardı... Onlar yoruluyordu, tükeniyordu her vurduklarında... Onlar insanlıklarını yitirmişlerdi; asla bir çocuğu, bir insanı sevemezler...

En çok sorulan ideolojimdi, "uğruna bu kadar bedeli ödemeyi göze aldığın dava ne olabilir?" diye soruyorlardı. Oturup onlara anlatmamı istiyorlardı. Onlarla ortaklaşabileceğim konular olabileceğini söylüyorlardı. Ancak onlarla ortaklaşabilecek tek bir noktamız bile yoktu.

Bir süre sonra ismimle hitap ederek ismimi söylememi dayatıyorlardı... Daha sonra nereli olduğumu söylememi istediler... Bir süre sonra da "Bir ses, bir nefes, bir harf... söyle!" diye çıldırırcasına bağırıyorlardı... "Bizden bir şey iste! Bizden bir şey istemek neden zul geliyor! Bizden neden bu kadar nefret ediyorsun?" "Bu devletten ne istedin de vermedi sana!" diye bağırıyorlardı...

Bu devletten bir şey istemedim ama benden çok şey aldığı ortada.

“Hapishanede yoldaşlarımla karşılaştığımda yeniden doğmuş gibiydim... Tarifi zor anlar yaşadık.

Yine hep birlikteydik…”

Anadolu'nun Sesi:

İşkencehaneden (işkencecilerin deyimiyle) 'adalete' teslim edildiğinizde neler hissetmiştiniz? Özellikle avukatlarınız, sizi tanıyan, seven yoldaşlarınız-arkadaşlarınıza kavuşunca?

Ve tabi yurtiçinde ve yurtdışında sizin için kampanyalar sürüyordu. Bunlar ile ilgili kısacıkta olsa söylemek istediğiniz birkaç cümle var mıdır?

Ayten Öztürk:

"Adalete teslim edeceğiz" dediklerinde, hangi adalet diye düşündüm... Beni bırakacaklarını düşünmedim. Hücreme kendi elbiselerimden getirdiklerinde, içimden ben kazandım diye düşündüm. Çünkü orada ölmezde sağ çıkarsam böyle bir an yaşayacağımı hayal etmiştim. Ve aynen oldu... İçten içe bir mutluluğum vardı. Ama şu açık ki içimde derin yaralar açmışlardı. O yaraların kapanması mümkün değil.

Bıraktıkları boş arazide gözümü ilk açtığımda etraf karanlıktı. Ve orada infaz edileceğimi düşündüm. Gözaltına alındığımda beni alan polisler hızla savcılığa çıkarılmamın çabası içindeydiler. Benden kurtulmanın çabasındaydılar sanki... Bir ihbar üzerine bir insan Ankara'nın orta yerinden, ıssız bir araziden alınacak ve hiç sorgulanmayacak. Bu hukuk sistemini düşündüğümüzde bu neredeyse imkânsız. Ama hiç sorgulanmadım. Sanki çok önemsiz bir durummuş gibi gözaltı prosedürünü yerine getirmeye çalıştılar.

Avukatlarımı gördüğümdü gerçekten yaşamla tekrar temas kurduğuma inandım. Çünkü beynim dışında bir çeşit ölü gibiydim o işkencehanede... Hapishanede yoldaşlarımla karşılaştığımda yeniden doğmuş gibiydim... Tarifi zor anlar yaşadık. Gözyaşlarımıza hakim olamadık... Onlar öyle içten, öyle sıcak sözler söylüyorlardı ki, beni öyle sarıp sarmalamışlardı ki, tüm yaralarım iyileşmiş gibiydi... Ben o işkencecilerin "cehennemin dibi" dedikleri işkencehanedeyken yoldaşlarımın bir an beni yalnız bırakmayacaklarından, beni arayıp soracaklarından emindim. Onlardan hep güç aldım. Ve o kucaklaşma anında o gücü daha fazla hissettim. Sonradan öğrendim ki, yoldaşlarım ilk andan itibaren beni aramaya başlamışlar. Hatta bir arkadaşım Lübnan emniyetine beni sormaya gittiğinde 3 gün boyunca işkence görmüş... Bedellerle, emekle örülmüş o güçlü bağı ne işkenceler ne de ölümler koparamazdı... Yine hep birlikteydik...

“Sevdiklerim için ödediğim bedellerin asla boşuna olmadığını bir kez daha hissettim.”

Anadolu'nun Sesi:

Yaklaşık 2018'in Eylül ayından 2021'in Haziran ayına kadar da tutsaklık yaşadınız. Tutsaklığın ilk süreci bir nevi yaraları sarma, tedavi süreciydi.

Bu süreci ve ardından tutsaklıkta yaşadıklarınızı da ekleyebilir misiniz? Mesela, sizin hiç tanımadığınız lakin direnişinizi duyup da size yazan, ulaşmak isteyen insanlar ile ilgili neler hissediyordunuz, size yaşattıkları duygular neler idi?

Ayten Öztürk:

Tutuklandıktan sonra ilk süreç sağlığıma tekrar kavuşmam için harcanan çabalarla sürdü. İlk başlarda doğru dürüst konuşamıyordum. Hareketlerim, yürümem çok yavaştı. Kollarımı çok az kullanabiliyordum... Yoldaşlarım hızla toparlanmam için özel emek harcadılar... Onların sevgisi, emeği ile büyük oranda toparlanabildim.

Bana yüzlerce mektup geldi. Çoğu tanımadığım insanlardı. Farklı illerden ve farklı ülkelerden, hapishanelerden her yerden yazan vardı. Çocuklar, kadınlar, yaşlılar çeşit çeşit mektuplar... Hemen hepsine cevap yazmaya çalıştım. Hiç unutamadığım değişik mektuplar vardı. Bir tanesinde "özür dileme" vardı mesela... "Sen bunları yaşarken bir şey yapamadığım, elimden bir şey gelmediği için özür dilerim " diyenler vardı...

Benimle tamamen zıt görüşte olduğunu söyleyen biri vardı, dışarıdan yazmıştı. Düşüncelerimiz zıt olsa da benim yanımda olduğunu, bu insanlık dışı muameleyi, işkenceyi asla kabul etmediğini yazmıştı... Ve en çok çocuk resimleri gönderilmişti bana... Çocuklar insana ayrı bir mutluluk, enerji verirler... öyle bir etkisi vardı o çocuk resimlerinin... cıvıl cıvıl, hayat dolu, neşe doluydu hepsi... Mektuplar, gelen fotoğraflar, ulaştırılan selamlar, hiç yalnız olmadığımı ve halkım için, sevdiklerim için ödediğim bedellerin asla boşuna olmadığını bir kez daha hissettirdiler.

“Sevgi, vefa, bağlılık… direnmenin haklılığını, gerçek anlamda yaşattığını bir kez daha gösterdi.”

Anadolu'nun Sesi:

Bir önceki sorumuzda Haziran ayında tahliye olduğunuzu belirttik.

Tahliye ardından muhakkak yoğun bir süreç yaşamıştınız. Ki bu eşi olmayan bir süreçtir; yaşamınızda ilk defa karşılaştığınız insanlar oldu, oysa onlar sizi onyıllardır tanıyor gibi sarıp kucakladı. Sizde de aynı benzer tepkiler oldu.

Peki, bu karşılaşmalar, ziyaretler size genel olarak neyi yaşatıyordu, ne hissettiriyor ve düşündürüyordu?

Ve muhakkak hala ev hapsinde olmanıza rağmen yanınıza uğrayan insanlar vardır.

Ayten Öztürk:

Tahliye olduktan sonra ziyaretime gelen, mesaj gönderen, telefonla görüşüp tanışan insanlar oldu. Çok eskiden tanıdığım, yıllardır görmediğim insanlar da geldi... Hepsi beni uzun süredir tanıyor gibiydi... Gelir gelmez "sarılabilir miyim?" diye soruyorlardı. Bazılarını tanımadığım için kendimi tanıtmaya çalıştığımda, "biz seni çok iyi tanıyoruz zaten, sürecini takip ettik." diyorlardı. Beni kaçıranlar işkencehanede, tutukladıklarında hapishanede tecritte beni hep yanlızlaştırmak istemişlerdi. Ama şunu anladım ki, beni onlar tecrit ettikçe ben çoğalmış ve kalabalıklaşmışım. Beni görmeye gelenlerin gözlerinde gördüğüm o sevgi, vefa, bağlılık... direnmenin haklılığını, gerçek anlamda yaşattığını bir kez daha gösterdi... Beni kaçırıp işkence yapanlar halka gözdağı vermek de istemişlerdi.

Direnirseniz, hak adalet mücadelesi verirseniz sonunuz böyle olur mesajı vermek istediler. Ama çıktığımda insanların gözlerinde daha büyük bir güç, güven, cesaret ve özlem gördüm...

“Yine Biz Kazanacağız!”

Anadolu'nun Sesi:

Ülkemizde yaşanılan işkenceleri tüm ayrıntıları ile halka taşıdınız, özellikle bir kadın devrimci olarak bunu hala dillendirip duyurmaya çalışıyorsunuz.

İşkence yaşayan insanlar üzerinde etkilerini görmekteyiz. Karşılaştırma yapacaksak, az önce belirttiğimiz gibi bir kadın ve devrimci olarak bunu yapmanız büyük bir saygıyı ve önemi hakkediyor.

Röportajımızda son olarak eklemek istediğiniz, yoldaşlara, halkımıza yapmak istediğiniz bir çağrı var mı? Veya genel olarak duygu ve düşüncelerinizi de alabiliriz.

Ayten Öztürk:

O işkencehane, insanlığın bittiği, direnişin de boy verdiği bir yerdi. Bir insan ömrü çok uzun değil. İnsan yaşamında onurlu bir iz bıraktıkça yaşamış sayılır. Halkına, yoldaşlarına ihanet edene kimse itibar etmez, saygı göstermez. Toplumdan dışlanır, mekruh kabul edilir. Yalnızlaşır, ona kimse güvenmez. Nefretle anılır... Bu duyguyu yaşamak ölümün ta kendisidir. Bedeli ağır olsa da bu hayatta onurlu bir iz bırakmak gerçek yaşamdır. Çoğalmaktır, umut olmaktır. Bu ülkede devrimcilerin hala umut olduğunu bir kez daha göstermektir... Bunun için halkını vatanını sevmek, manevi değerlerine sahip çıkmak bile yeterlidir...

Yoldaşlarımı ve halkımı hep yanımda hissettim. 6 ay boyunca yaşadığım işkencelerden onların sahiplenmesi sonucu çıktım. 3,5 yıllık tutsaklıktan da böyle tahliye oldum. Şimdi de ev hapsini bu güçlü bağ ve dayanışmamızla kaldıracağız. Yine biz kazanacağız.

Anadolu'nun Sesi:

Bizimle röportajı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ediyoruz. Bizim için yeri ayrı olan bir röportaj oldu ve bu duygular, coşkular ile anlattıklarınızı halkımıza ulaştıracağız.

Tekrardan teşekkür ediyoruz.

Umutla kalın.

Ayten Öztürk:

Ben teşekkür ederim...

Vatan Anadolu emekçilerini ve takipçilerini sevgiyle selamlıyorum.

 

Anadolu’nun Sesi TV olarak çağrımızdır:

Bu adaletsizliği duyuralım, Ayten Öztürk’ün ev hapsi kararının kaldırılmasını talep edelim.

Ev Hapsi İşkencedir!

Ev hapsi; kişinin kendisini gardiyan, evini de hapishane yapmasıdır; Kabul Etmiyoruz!

Direnç Çiçeği Ayten Öztürk’ün Ev Hapsi Kararı Kaldırılsın!

 Anadolu'nun Sesi Ayten Öztürk Röportajını İndirmek İçin Tıklayınız...


 

 


[blogger]

Author Name

Halkın Sesi TV

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.