1 mayıs açıklamalar adana alibeyköy almanya altınşehir amed amerika anadolu anadolu alevi hareketi anadolu federasyonu anadolu kültür merkezi ankara antakya antalya antep anti-emperyalist cephe armutlu armutlu haber ataşehir avcılar avrupa avusturya bağcılar bahçelievler bakırköy basın emekçileri meclisi bayrampaşa belçika belgesel beşiktaş beykoz boğaziçi bulgaristan bursa cephe milisleri çağlayan çanakkale çayan çayan mahallesi çekmece çerkezköy dağevleri denizli dersim dev-genç devrimci alevi hareketi devrimci işçi hareketi dhkc dhkc gerilla direnişler diyarbakır doğançay duyurular dünya düzce elazığ emekli meclisi esenyurt eskişehir festival filistin filmler FOSEM Fransa galatasaray gazi Gebze gençlik gerilla giresun gözaltı grup yorum gülsuyu gülsuyu gülensu gündoğdu hacı ahmet Hacıahmet hacıhüsrev halk bahçesi halk cephesi halk meclisi halkın hukuk bürosu halkın mühendis mimarları hasan ferit gedik hasköy hatay hindistan hollanda Isparta idil halk tiyatrosu idil kültür merkezi ikitelli ingiltere İngiltere istanbul isveç isviçre İsviçre işçi meclisi italya izmir kadıköy kampanyalar kamu emekçileri cephesi karadeniz kartal kazova kazova bülten kınık kıraç kocaeli kore kurslar kuruçeşme küba küçükçekmece kültür sanat kütahya lubnan malatya maltepe Maraş mardin Mektuplarımızla Tecriti Kıralım mersin muğla Muharrem Karataş munzur nurtepe okmeydanı ortaköy ömürtepe örnektepe piknik Polonya radyo röportajlar sakarya samsun sanat meclisi sarıgazi sesli okuma Sevgi Erdoğan Vefa Evi siirt silivri silvan sinop spor suriye sümerler şiir şiirler şişli taksim tavır dergisi TAYAD tekirdağ tiyatro Tokat trabzon tuzla türkiye UTMP videolar wan yalova yenibosna yeşilkent yunanistan yürüyüş dergisi Zürich

Okmeydanı Halk Meclisi Açıklaması


TBMM söylendiği gibi ''Halkın Meclisi'' midir?

 

TBMM tanımı itibariyle:

 

''Türkiye Büyük Millet Meclisi (kısaca TBMM), Türk Milletinin anayasa ile verdiği yetki ile yasama görevi yapan Türkiye Cumhuriyeti anayasal devlet organıdır. "Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir" ilkesi Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin varoluşunun temel dayanağını oluşturur'' diye belirtilmektedir.

 

Fakat gerçek böyle midir? Elbette hayır.

 

Dünden bugüne, osmanlıdan cumhuriyete, meclisi mebusanlardan meşrutiyet dönemlerine ve nihayetinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne kadar egemenlik kayıtsız şartsız asla milletin olmamıştır.

 

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir vurgusu aslında tamamen afaki bir söylemden ibarettir. Çünkü tüm sömürge ve emperyalizme göbekten bağımlı kapitalizm ve faşizmle yönetilen ülkelerde egemenlik kayıtsız şartsız ''OLİGARŞİNİN''dir.

 

Kararlar halk adına alınıyormuş gibi görünsede, aslında emperyalizmin ve sömürgeci tekellerin çıkarları adına alınmaktadır.

 

Halkın sorunları konusunda hemen hemen hiçbir çözüm içeren karar alınmamıştır, alınması da mümkün değildir.

 

Katliamlar, talanlar, yağmalar, yıkımlar, ülkenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerinin yok edilmesi hep halka ve halkın üzerinde yaşadığı kendi topraklarına karşı gerçekleştirilmiştir.

 

Halkın görüşü alınmadan, bir avuç sömürücü zümrenin kendi aralarında belirlediği kararlar halka mal edilerek, ''halka hizmet'' götürülüyor havası verilmeye çalışılmıştır.

 

Halkın arasına nifak tohumları sokulmuş, milliyetler ve mezhepler temelinde bölünerek ayrıştırılmış, suni düşmanlıklar yaratılarak kutuplaştırılmıştır. Böyle olması tabi ki sömürücü ve baskıcı sınıfların işine gelmiştir her daim. Çünkü kendi sorunları etrafında bir araya gelemeyen ve bireyciliğin, duyarsızlığın en ''ÖZGÜR'' yaşam tarzı olduğu propagandasına maruz bırakılan halk, kendi sömürü sistemlerinin sürekliliği açısından herhangi bir tehlike oluşturmayacaktır.

 

Zamlar, zulümler hep meclisten çıkan kararlara istinaden uygulanmıştır. Torba yasalarla ve bilcümle kararla halk adına fakat halka karşı kararlar alınmıştır, alınmaktadır.

 

Başka ülkeleri işgal etme kararları emperyalizm adına hep bu meclisten çıkmıştır. Söylevde diğer ülkeler, ülkemizin ''milli bütünlüğü açısından tehlike'' oluşturuyormuş gibi gösterilerek, halkın psikolojisini ''ikna bağlamında'' etkileyip diğer komşu ülkeleri emperyalizm adına işgalciliğe soyunmuşlardır.

 

Halk yıllarca emekli olabilmesi adına kölece ve güvencesiz çalışmaya tâbi kılınırken, ''halkın vekilleri'' çok kısa sürelerde emeklilik hakkı kazanabilmekte, zevk-ü sefa içerisinde bir hayat sürebilmektedirler.

 

Asgari ücreti belirleyenler hep bu tekelci sınıflar ve onların meclisteki sözcüleri olmuştur. Halka reva görülen asgari ücret, aslında oligarşinin halkın nasıl yaşayacağına dair karar vermesidir. Benim istediğim ve size uygun gördüğüm kadarıyla yaşayabilirsiniz denilmektedir halka. Fakat kendileri emekçi sınıfların aldığı ücretin neredeyse 6-7 mislini halktan çaldıkları vergilerle maaş olarak almaktadırlar.

 

Ülkemizin NATO'ya dahil edilmesi, Amerikan üsleri, diğer emperyalist ülkelerin şirketleri, envai çeşit firmaları 1950'li yıllardan günümüze, yurdumuza yine aynı meclisin onayıyla sokulmuş, ülkemiz adeta Amerika ve tüm emperyalist ülkelerin çiftliği durumuna getirilerek, onuru ayaklar altına alınmış ve çiğnenmiştir. Halk neredeyse kendi ülkesinde bir mülteci durumuna düşürülmüş, kendi ülkesine yabancılaştırılmıştır.

 

Halk, bir konuda maruz kaldığı problemleri dile getirmek, ülkesiyle ilgili konulara, hak gasplarına, geçim şartlarına, eğitim ücretleri, sağlık gibi konularda yaşadığı sıkıntılarını beyan etmek, ses çıkarmak için protesto hakkını kullanmak istediğinde, meclis anayasasında belirtilen 2911 sayılı kararla deklare edilmiş toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanunları içeriğince sorunlarını açıklamada serbesttir. Fakat bu serbestlik sadece kağıt üzerinde yazılı metinler yığınından ibarettir. En küçük bir toplanma ve yürüyüş ''güvenliği tehdit ettiği gerekçesiyle'' yasaklanır, gazlarla, coplarla, gözaltı ve tutuklamalarla halkın yürürlükteki düzene biat etmesi, ses çıkarmaması ve sindirilmesi hedeflenir. Güvenlikten kastettikleri aslında kendi düzenlerine tepkinin büyümesi karşısında sistemin ayaklarının çatırdaması korkusudur.

 

Söz konusu kendi güvenlikleridir. Ve buna karşı önlem alırlar.

 

Göstermelik haklar bir anda askıya alınarak yok hükmüne indirgenir, egemen sınıfların bizatihi yaratmış oldukları anayasa kanunları hiçe sayılır. Yani kendi kurmaca kanunlarına bile uymazlar.

 

Adaletsizliklere, yolsuzluklara, namussuzluklara karşı mücadele eden devrimciler ''terörist'' ilan edilmiş, ülkemizi babasının çifliği gibi kullananlar tarafından kriminalize edilerek, zindanlara doldurulmuş, kaybedilmiş, katledilmiş, asit kuyularına atılmış ve çıkarlarını savunduğu halka düşman gibi lanse edilerek yeri geldiğinde gerici ve sivil faşistlerin kışkırtmasıyla linç ettirilmiştir. Ülkede kendi çıkarlarının ve sömürüsünün devamı için engel oluşturan herkes ''terörist''', ''misyoner'', ''dış mihrakların taşeronu'', ''dinsiz'', ''imansız'' gibi nitelendirmelerle kendi suçlarını ve terörlerini gizlemek adına halkın evlatlarını tasfiye etmişlerdir.

 

Tekelci sınıfların ve yönetiminin yürürlüğe koyduğu psikolojik savaş halk nezdinde dostla düşmanların yerlerini değiştirmiş, halk için mücadele edenler hain, halkı sömürenler kahraman ilan edilmiştir.

 

Son dönemlerde çok konuşulan GSS (Genel Sağlık Sigortası) primlerini yatırmayanların binlerce lira borçlanması ve hacizlik olma durumu vardır. GSS aslında zorunlu haraçın yasallaşmış halidir, soygundur. Parası olmayan halka, gelir testi yaptırılması ve ödeyeceği miktarın asgarisini vererek sağlık hizmetlerinden yararlanabileceği söylenmektedir. Fakat maddi durumu olmayanlar, çalışmayanlar, bu asgari miktarı bile karşılayamayacak durumda olanlardan yine de her ay düzenli olarak belirlenmiş meblağnın ödenmesi istenmektedir. Neden? Çünkü meclisten yasa tasarısı ile geçmiştir. Kim adına? Sözde halk adına fakat özünde tamamen işbirlikçi egemen sınıflar adına. Halkın sağlığını düşünüyor görünmeleri tamamen safsatadır. Çünkü ülkemizdeki hastalıkların başlıca müsebbibi GDO'lu, hormonlu gıdalar ve diğer tüm etmenlerle yine kendileri olmuştur.

 

Yoksulluğu, işsizliği, iş cinayetlerini, çevrenin tahribatını, uyuşturucu bataklığını yaratan, yozlaşmayı ve çürümeyi yayan hep bu düzenin sürdürücüleri, ileri gelenleri,

 

sözde’ ‘halkın temsilcileri'' olmuştur.

 

KHK'lar ve OHAL ilanları ile onlarca muhalif kamu emekçisi türlü iftiralar ve mesnetsiz suçlamalarla işlerinden atılarak, açlıkla terbiye edilmek istenmektedirler. Bu gelişmeler çerçevesinde onlarca kişi yaşadığı haksızlıklar ve adaletsizlikler sebebiyle intihar etmişlerdir. İşten atmalar halka gözdağı vermek ve ''Benim düzenime, hukuksuzluklarıma, suçlarıma ses çıkarırsan aç kalırsın'' mesajı temelinde aslında tüm halka ve emekçilere tehdit oluşturmaktadır. Böylelikle halk zapturapt altına alınarak ses çıkarması engellenecek, düzenin pürüzsüz sürmesi sağlanacaktır. Planlanan budur. Politikalarıma ses çıkarma, itaat et ve yaşa!

 

Aksi takdirde yok olursun! denilmektedir.

 

Böyle bir meclis milletin meclisi olabilir mi? Hayır, olamaz.

 

Ülkemiz Amerika'nın yeni sömürgesidir ve gizli işgali altındadır. Ülke ve halkla ilgili her şeye Amerika ve onun ülkemizdeki işbirlikçileri karar vermektedir. Bu gerçek çok açıktır. Yeni Dünya Düzeni konsepti çerçevesinde Ortadoğu sahasını dikensiz gül bahçesine çevirerek daha geniş sömürü alanları yaratmak ve kendilerine ses yükseltecek tek bir kişi dahi kalmasın istemektedirler.

 

Fakat evdeki hesapları çarşıya uymayacaktır. Çelişkiler her geçen gün daha da derinleşmekte, halk her geçen gün daha da yoksullaşmaktadır.

 

Dolayısıyla geçmişten günümüze sorunlarımızın yaratıcısı, kaynağı olanlar, çözüm hususunda gelişme sağlayamazlar. Çünkü tüm sorunlarımızın temelinde bu düzen ve onun temsilcileri yer almaktadır.

 

Bugüne kadar halka umut olarak hep sandık gösterilmiş, fakat bu yapay umutlar her defasında halkın yaşamı içerisinde gördüğü somut pratiklerle hayal kırıklığına uğramasına neden olmuştur.

 

Halkın kendi sorunlarına çözüm için yalnızca sandık seçeneği mi vardır?

 

Yalnızca faşizmin parlamentoculuk oyununda belirlenmiş olan düzen partileri mi vardır?

 

Halk sürekli olarak bu yapay ve kısır olgunun arasına sıkıştırılarak nefessiz bırakılmıştır. Deyim yerindeyse; ''Ölümü göster, sıtmaya razı et'' metodu uygulanmıştır.

 

Oysa halkın kendi kaderini kendisinin belirleyebileceği ikinci bir yolu daha vardır; HALK MECLİSLERİ...

 

HALK MECLİSi NEDİR?

 

Halk meclisi halkın kendi öz örgütlenmesidir. Halkın ellerini, seslerini birleştireceği bir yerdir. Bu meclislerde işçisi, memuru, esnafı, işsizi, genci, yaşlısı, mahallesinde emeğiyle, onuruyla, namusuyla yaşayan tüm emekçiler vardır; ama bu meclislerde ayrıcalıklılar, torpilliler, tuzu kurular, sömürenler, zulmedenler, namussuzlar, soyguncular yoktur. Emir verenler yoktur. Halk Meclisi, halkın tüm sorunlarını ve çözüm yollarını tartıştığı, tüm katmanların eşit söz hakkına sahip olduğu, ortak kararlar aldığı, kararların yine kararı alanlar, yani halk tarafından hayata geçirildiği bir halk örgütlenmesidir. Halk Meclisi; halkın insanca, onurlu bir yaşam için oluşturduğu örgütlenmelerdir.

 

Bizleri yıllarca sömürenler, soyguncular tarafından biçilmiş olan bu yaşam felsefesini reddederek, ''böyle gelmiş böyle gider'' düşüncelerini bir kenara bırakarak kendi sorunlarımız ve kendi öz örgütlenmelerimiz olan halk meclisleri çatısı altında örgütlenmemizin, ikinci yolu, kendi yolumuzu yaratmamızın imkanı bizlerin ellerindedir. ''Böyle gelmiş böyle gitmez'' şiarını hayata geçirerek, ellerimizi ve seslerimizi birleştirerek, ortak sorunlarımız etrafında kenetlenerek halk meclisleri bünyesinde birleşelim, savaşalım, kazanalım.

 

Gücümüz Birliğimizdir!

 

OKMEYDANI HALK MECLİSİ

[blogger]

Author Name

Halkın Sesi TV

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Blogger tarafından desteklenmektedir.